Muhakeme ve İrade
12 03 2010“Bir anlayışa göre siyasetin amacı insanları mutlu etmek değildir. Çünkü mutluluk öznel bir kavramdır. Siyasetin amacı insanlara nasıl mutlu olunacağını söylemek değil, onların mutluluğu kendi tanımladıkları çizgide aramalarına izin vermektir. Türkiye’de siyasetin amacı bu anlayışın tersine ve vatandaşlara nasıl mutlu olunacağını, onların iyiliği için ve kimi zaman da onlara rağmen tanımlamak olmuştur. Cumhuriyet tarihi böylesi seçkinci ve sınırlı bir siyaset anlayışının parametreleri içinde cereyan etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları kendilerine yukarıdan sunulan medeniyet projesini hayata geçirmek üzere görevlendirilmiş “izciler” olarak tanımlanmışlardır. Bu “izcilik” ya da izleme sendromu Kemalist düşüncenin imgesi olmanın ötesinde bir anlam taşımaktadır. İzleme güdüsü aslında Cumhuriyet kültürünün en cesaretlendirilen öğelerinden biri olarak bir yerde gelenekleşmiştir. Sonuçta da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının belki de en ayırt edici özelliği ister Kemalist, ister İslamcı, isterse de Sosyalist olsun “izci” olmak, büyük davaların içinde ve onların yolunda kendilerinden geçmek, kendilerini unutmak olmuştur.
…Türkiye Cumhuriyeti gerek kurumlarıyla gerekse kültürüyle ideal vatandaşı -bir yerde faşizan çağrışımları da olan bir kavram olarak- irade sahibi vatandaş olarak tanımlamıştır. Sonuçta, Cumhuriyet’in kimi prensiplerine muhalefet eden vatandaşlara bile yer yer bu iradeli olma sendromunun sirayet ettiğini görüyoruz. Türkiye’de muhakemenin yerini irade almıştır. Yani fazla üzerinde düşünmeden farklı projeleri izleyebilme iradesi en makbul milli meziyet olarak sunula gelmiştir. Bu durumun gerek iktidar gerekse muhalefet kavramlarını ne denli sınırladığı aşikâr. Bir başka ifadeyle, Cumhuriyet Türkiye’sinin en ideal öğrencileri soruların cevaplarını bilen ancak kendileri soru sorma alışkanlığı edinmemiş kişiler olarak yetişmişlerdir.
Aydınlanma bir süreç olmaktan çıkıp bir proje olarak sunulduğunda, demokrasi kültürü de izleme yetisi, yani irade ile koşut bir gelişme göstermiştir. Türkiye’de iradenin muhakeme üzerindeki zaferini simgeleyen en ironik örnek, Auguste Rodin’in Düşünen Adam heykelinin bir kopyası için seçilen mekan olsa gerek. ABD’de kimi üniversitelerin bahçelerine yerleştirilen bu heykel, çıplak bir düşünme anını simgeler ve Rodin her ne kadar kendi döneminin muhafazakarlarından biriyse de, bu heykel elbette ki Aydınlanma süreci ve felsefesi ile yakından ilintilidir. Düşünen Adam‘ın Türkiye’de bilinen en popüler kopyası bir akıl hastahanesinin bahçesinde bulunmaktadır. Kanımca bu durum, yapıt açısından bakıldığında çıplak bir düşünme anının ve muhakemenin Türkiye’de pek cesaretlendirilmediğine tipik bir örnek oluşturuyor.
Muhakeme yetisinin gelişmemiş olması, Türkiye’de siyasal kültürün içselleştirilmiş bir edil olarak özgürlük olgusuna yabancı kalmasına neden olmuştur. Bu kültür olsa olsa dışarıdan konulmuş denetimlerin gevşemesiyle ortaya çıkan serbestlik olgusuna aşinadır. Murat Bele bu anlamda “Türk kimliği özgür değildir, ama zaman zaman serbestleşme fırsatı bulabilmektedir,” derken, bunu yatılı okulda çocukların öğretmen oralıkta görünmezken azarak yastık kavgası yapmasına benzetir. Türkiye’de siyasetin alanı da bu çerçevede cereyan eder. Zaman zaman serbestleşen ortamda yastık kavgası yaparcasına yapılan usulsüz ve yolsuz yordamsız bir siyaset geleneği vardır. Aslında siyasetin özgürlük odaklı değil de serbestlik odaklı cereyan etmesi, siyasetin vatandaşlar nezdinde pek revaçta olmayan bir alan olarak tanımlanmasına yol açmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nde siyasal alan ve bu alanın aktörleri olan siyasal seçkinler hep bir meşruiyet krizi ile halleşmek durumunda kalmışlardır. Siyaset bir edim olarak, siyasetçi de bir aktör olarak, devletten türemediği takdirde Türkiye Cumhuriyeti’nde hiçbir zaman tam anlamıyla bir meşruiyet kazanamamıştır. Devletin meşruiyeti, siyasetin meşruiyetini her zaman gölgelemiştir.”
Kadıoğlu, Ayşe. ‘Cumhuriyet İradesi Demokrasi Muhakemesi‘. s.11-13
Categories : Alıntı













Son Yorumlar