Ergenekon
21 07 2008Her şey Ümraniye’de bulunan bir cephanelik ve Danıştay’a yapılan saldırı ile başladı.
Bir kaç general eskisi, “darbe” yapmak için gizli bir örgüt kurmuşlar diye açıklandı önce. Danıştay saldırıları ve Cumhuriyet gazetesine ardı ardına atılan molotoflarla halkı darbeyi destekleyecek psikolojiye getirmeyi amaçlamışlar. Bu halleriyle kendi başına hareket eden bir çete görünümü vermişlerdi.
Zaman geçtikçe soruşturma derinleşti. “Bazılarının” vatansever diye bağırlarına bastıkları kişiler, gözaltına alındı. Emekli Orgeneraller, Tuğgeneraller, Albaylar; İşçi Partisi’nin muhbir Başkanı ve kimi yetkilileri; bir kaç gazeteci ve iş adamı tutuklandı. Tutuklular arasında her pisliğin altından çıkan Veli Küçük de vardı.
Bazıları serbest bırakıldı, bazıları hala tutuklu ve bir tanesi de tutukluluğu devam ederken öldü¹.
Soruşturma başlayınca, Ak Parti kapatma davasında “yargıya güvenin” çağrısı yapanlar, yargıya fena halde saldırmaya başladılar. Bu kadar kısa sürede 180 derece dönmek kolay iş olmasa gerek.
Bu dönenlerin arasından birkaçı, aslında Ergenekon diye bir şey olmadığını iddia etti. Yapılanın, parti kapatma davasına karşı Ak Parti’nin, Kemalist -gerçek vatanperver(?)- kitlelere saldırısı olduğunu söylediler.
Maalesef bu saçmalığa inananlar bile oldu.
Kimisi önemsiz bir oluşum olarak addedip üzerinde durmamayı yeğledi. Demokrasinin saldırıya uğraması o kadar da önemli değildi onlar için.
“Yiyin birbirinizi” mevzusuna utancımdan giremiyorum.
Kimileri de bu oluşumun geçmişini irdelemeye koyuldular. Ucu İttihat Terakkiye, Gladio’ya bağlandı. Aslında sadece “Ergenekon”dular. Aynı mantıkta olsalar da aralarındaki bağ organik değil, sadece fikri idi. O fikir de “siyasal iktidar hırsı”ndan başka bir şey değildi.
“Ulusalcı-Kemalist Zihniyetin Olağan Tezahürü” tespitini yapanların sayısı ise parmakla sayılıyordu. Ama belki de en doğru tespit buydu. Ergenekon mantığı, bu zihniyetin meşru siyasal uzantısı CHP’nin beceremediği iktidarı ele geçirme ve ülkeyi şeriatçılardan kurtarıp, muasır medeniyetler seviyesine çıkarma görevini, gayri-meşru siyasal uzantı Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yaptırmak, bunun için de TSK’ni ve TSK’nin muhtemel eylemlerini meşru hale getirmek üzerine kuruluydu. Atılan molotoflar, medyadaki “şeriat geliyor” haberlerinin bir anda artması, Cumhuriyet Mitingleri vs. hepsi bu “meşrulaştırma” operasyonunun parçasıydı.
Bu arada 2500 sayfalık iddianame hazırlandı. Ancak meşhur Ergenekon İddianamesi’nden gördüğümüz kadarıyla, aktif ordu görevlilerinin bu işlerden pek haberi yokmuş, emeklilerin dalaveresiymiş hepsi.
Demokrasiden hiçbir zaman hazzetmemiş bazı sivil toplum örgütleri, tutuklananları topyekûn bağırlarına bastılar. Hepsi birer vatanperver, hepsi birer kahramandı. Tek suçları Atatürk’ü sevmekti.
Demokrasiye sadık olanlar, soruşturmanın sonuna kadar sürdürülmesi yönünde tavır belirlediler. Sözde değil özde demokratlar, “AKP uşağı” gibi safsatalara maruz kaldı(k)lar.
Tüm bu olayların sonuna optimist bakanlar da oldu, realist bakanlar da²… Halkın geneli şaşkınlıkla izledi olanları, benimde dâhil olduğum bir kısım tiksintiyle… Esasen hiçbirimizin bakış açısında yanlışlık yoktu.
Şimdi Türkiye Demokrasisinin üzerinde, bir tarafta Ak Parti’nin kapatılma davasının utancı, diğer tarafta da Ergenekon Davası var. AB yılı olacağı vaat edilen 2008, tam bir kriz yılına dönüştü. Başörtüsü mevzusunda yetki ihlali yapan Anayasa Mahkemesi de, AKP’ye “google” verileriyle dava açan Abdurrahman Yalçınkaya da, gecenin bir yarısı e-muhtıralarla hükümeti tehdit eden TSK’de vatana ve millete çok büyük hizmetlerde bulundular gerçekten.
Ancak her şey, her şey olmasa bile, bir şeyler gerçekten değişebilir. Bu ülkede en orijinalinden bir “devrim”in gerçekleştirilme ihtimali var. Üstelik “travma” yan etkisi olmayan bir devrim. Çünkü şu günlerde eski popülerliğini kaybetmekte olan bu konu aslında; Demokrasi, Laiklik, Resmi İdeoloji, Kürt Sorunu, Alevi Meselesi, AB Reformları, gibi meselelerin, bir nevi üst başlığı, önkoşulu durumunda. Türkiye Ergenekon sınavından alnı açık çıkmadığı sürece bu meselelerde ilerleme kaydetme ihtimali çok az. İşte bu yüzden Ergenekon Davası, sonuçlanana kadar Türkiye’nin en önemli meselesi olmaya devam edecek.
¹ Kuddusi Okkır
²Nuray Mert’in realist yazısını ve Leyle İpekçi’nin iyimser/mücadeleci duruşunu hatırlarsınız.












Son Yorumlar