Atatürk ve Demokrasi

23 01 2009

Atatürk, hem ülkenin kurucusu olması, ülkeyi 15yıldan fazla bir süre boyunca yönetmesi ve hem de resmi ideolojimizin merkezindeki kişi olması bakımından hakkında büyük fikir ayrılıkları ve tartışmalar oluşan bir insan durumundadır. Hakkındaki tartışmaların bir tanesi de onun “demokratlığı” üzerinedir. Çeşitli temellere dayanan çeşitli iddiaların ortaya atıldığı bu konu hakkında ben de bir iki kelam edeyim dedim.

atatrk116ou1

Atatürk’ü değerlendirirken onun yüksek özgüveni ve hırslılığı gibi karakteristik özelliklerini göz önüne alıp, bu özelliklerinin siyasi yaşamındaki etkisini incelemek ve bu doğrultudaki pragmatist yaklaşımlarını anlamak gerekir. Atatürk’ün, 1923-1938 zaman aralığında ülkeyi tek başına yönetmesi durumunu, İttihat ve Terakki günlerindeki Fethi Bey’le gerçekleştirmeye çalıştığı siyasi faaliyetlerle, Vahdettin’e şehzadeliği ve padişahlığı döneminde başkumandanlığı alması ve kendisini de Erkan-ı Harbiye Reisi olarak ataması yönünde yaptığı telkinleriyle¹, yine Vahdettin’e yolladığı ve kendisinin de Harbiye Nezareti’nde bulunduğu kabine listesiyle² ve Kurtuluş Savaşı esnasında yaşanan başkomutanlık tartışmalarıyla karşılaştırdığımız zaman³, onun kendisini, gündemde olan sorunları çözebilecek tek kişi olarak gördüğünü ve bunun için en yüksek mevkilere gelip en büyük yetkilere sahip olması gerektiğini düşündüğünü idrak ederiz. Enver Paşa’nın Atatürk hakkında yaptığı şu yorumun çok da isabetsiz olmadığını görürüz: “(Ama) biliniz ki onu paşa yapsanız padişah, padişah yapsanız Allah olmak ister.”⁴

Pragmatizm kısmı ise mevki ve yetkileri nasıl elde edeceği sorusuyla ilgilidir. Konjonktür’e göre bu nasıl sorusunun cevabı sürekli değişir. Atatürk’ün demokratlığı konusu ise tam da bu yüzden tartışma konusu olmuştur. Konjonktür “hakimiyet bilakaydüşart milletindir” demeyi gerektirdiği vakit Atatürk demokrat bir görünüm almış gibi gözükse de, konjonktür değişince egemenliğin aslında büyük kayıt ve şartlar altında millete ait olabileceği açığa çıkmıştır.

Esasen Atatürk’ün demokrasiye bakış açısı, batının muasır medeniyet eserlerinden bir tanesi olduğu için çok da olumsuz değildir. Ancak yukarıda değindiğim gibi, kendisini bir nevi kurtarıcı ve eylemlerini mutlak doğrular olarak gördüğü için önce halkı demokrasiye hazırlaması gerektiğini düşünüyordu. En basit şekliyle açıklamak gerekirse, ona göre “Vatandaş, Halk Fırkası’nın-dolayısıyla Atatürk’ün- ilke ve inkılaplarını anlayacak, onaylayacak ve destekleyecek seviyeye gelecek kadar “bilinçleninceye” değin demokrasi makbul bir şey değildir”. Bu düşünce yapısının demokrat olmakla bağdaşır yanı pek yok gibi görünüyor.

Ancak bu tanıma çeşitli itirazlar gelmesi muhtemeldir. Bu itirazlar genelde iki temel üzerine kurulur. Bu iki temeli örneklerle göstermek gerekirse:

1) “Yumurta Küfesi” başlıklı yazımda değindiğim ve Hadi Uluengin’in dillendirdiği “Cumhuriyet ideali” savunmasıdır. Bu anlayışa göre “cumhuriyetler doğası gereği demokratiktir ve Atatürk cumhuriyeti kurarak demokrasiyi hedeflemiştir”. Cumhuriyet idareleri Birinci Dünya Savaşı sonrası dönem için moda diye bileceğimiz bir şekildir. Bir ülkenin sadece adının “cumhuriyet” olması, o ülkeyi gerçek bir cumhuriyet yapmaz. Nitekim Atatürk’ün idarede olduğu 1923-1938 yılları arasında bir cumhuriyette olmaması gereken her şey bizim ülkemizde vardı.

2) Bir diğer savunma da Serbest Fırka üzerinden yapılmaya çalışılır. Demokrasi Deneyi olarak ambalajlanan SCF “Atatürk’ün demokratik idealleri sayesinde ortaya çıkmış, ancak Parti şeriatçıların ve gericilerin buluşma noktası haline geldiği için kendini feshetmek durumunda kalmıştır.” şeklinde özetlenebilecek bir mantığa sahiptir. Ancak Serbest Fırka hakkında az çok bilgisi olanlar, 1930 yılında yaşananları bu şekilde tahlil etmezler, etmemişlerdir.

İki şıkkın ortak özelliği ise ikisinin de niyet okuma temeline dayanmasıdır. İki savunma da “Atatürk’ün aslında demokrat olduğunu” ve “onun dışında gelişen olaylar yüzünden” ülkede demokrasinin inşa edilemediğini söyler. Ancak bu dayanaksız iddialar sağlam temellere oturmuş olsaydılar dahi bir şey ifade etmezdi. Mete Tunçay’ın SCF hakkında yazdığı ancak aslında Atatürk’ün demokrasi anlayışının tamamına genelleyebileceğimiz şu satırlar açıklayıcı olacaktır: “SCF ile ilgili tartışma ve yorumlarda, Atatürk’ün içtenlikle olup olmadığı partiler arasında tarafsız kalacağı hakkındaki sözünde durup durmadığı gibi vurgulana gelen boyutlar, bana pek anlamlı görünmüyor. Önemli olan, onun ne yaptığıdır.”

Sonuç olarak Atatürk’ün kendine özgü bir demokrasi anlayışı olduğunu söyleyebilsek de bu anlayışın genel manada demokrat bir zihniyetin eseri olmadığı neticesine varıyoruz. Ve asıl olan Mete Hoca’nın dediği gibi, onun ne düşündüğü veya planladığı değil, eyleme/icraata geçirdikleridir. Ve 1923′ten vefatına kadar geçen süre içerisinde Atatürk, demokrasi ve demokratlık perspektifinde çok da olumlu icraatlar/eylemler gerçekleştirmemiştir.

¹ Atay, Falih Rıfkı. [1955] 2006. Atatürk’ün Bana Anlattıkları: Mustafa Kemal’in Ağzından Vahidettin. İstanbul: Pozitif Yayınları. S.50

² Atay, Falih Rıfkı. [1955] 2006. Atatürk’ün Bana Anlattıkları: Mustafa Kemal’in Ağzından Vahidettin. İstanbul: Pozitif Yayınları. S.64

³ Demirel, Ahmet. [1994] 2003. Birinci Meclis’te Muhalefet: İkinci Grup. İstanbul: İletişim Yayınları. S.260-281

⁴Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. S.83. Ayrıca bkz. http://www.derinsular.com/kitap/2008/11/enver-pasanin-yorumuyla-mustafa-kemal-atay.php

Tunçay, Mete. 2005. Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetimi’nin Kurulması 1923-1931. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları. S. 250


Actions

Informations

Leave a comment

You can use these tags : <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>