Kıbrıs'ın Üç Hali
27 04 2009Kıbrıs ‘çözüm’ kelimesinin anlamını unutmuş bir ülke. Güney’le birleşme meselesi, Türkiye’yle ilişkiler, yerle bir olmuş ekonomi, dünyadan neredeyse tamamen izole olmuşluk hali… Eh Kıbrıs’ta Türkiye’nin de büyük katkılarıyla yaratılan bu çözümsüzlük hali, şimdi hem Kıbrıslı Türkleri hem Türkiye’yi, hem de Rumları bayağı etkiliyor.
Kıbrıslı uluslararası camiada tanınmayan, kimliksiz bir vatandaş olarak kalıyor, bitmeyen ekonomik iflas hali de cabası. Kıbrıs ekonomisi neredeyse tamamen Türkiye’den gelecek paraya dayanıyor. Erdal Güven’in bu konudaki yorumu: “Muhtemelen, tahmin ediyorum ama bunu emin olun bir şeylere dayanarak söylüyorum Derviş Eroğlu’nun Mayıs ayındaki (memur) maaşları hangi parayla ödeyeceği” Ayhan Aktar bugünkü yazısında “2004′de Maliye Bakanı Unakıtan Kıbrıs’a yapılan yıllık yardımın 550 milyon dolar olduğunu açıklamıştı. 2008′de bu miktar 800 milyon dolara yükseldi. 2009′da kriz nedeniyle azaldığı söyleniyor.” demiş. 2009′da yapılacak yardımın 450-500 milyon dolar civarında olacak sanırım. Yine Erdal Güven 2009 yıl için 250 milyon liradan bahsediyor ama ekliyor “bu paranın %60′ı ilk üç ayda kullanıldı”. Şimdi 2004-2009 arası Kıbrıs’a ortalama her yıl 600 milyon dolarlık yardım yaptığını varsayarsak 3 milyar dolarlık bir meblağdan bahsediyoruz. Bu ekonomik yük yetmezmiş gibi, Türkiye’nin AB yolundaki en büyük kamburunun adı yine Kıbrıs. Üstelik bu para bir nevi sadece ada insanının günü atlaması dışında bir işe yaramıyor. Kıbrıs ekonomisinin bu hali Kıbrıs’ın geleceği için kesinlikle umut vermiyor. Çünkü hem izolasyon hali ticaretin gelişmesini tamamen engelliyor, hem de ülke içinde ‘kendi kendini çevirme’ projesi için yapılan yatırımlar bile elde kalıyor. Yine Ayhan Aktar’ın bugünkü yazısından alıntılayalım:
“2004′deki Annan Planı referandumunda Türklerin Evet demeleri ve Rumların da Hayır oyu vermelerinden sonra Kıbrıslı Türkler “Bu Rum bizi istemez!” noktasına geldiler. Sonra Kıbrıs’ta ikinci dalga ganimet ekonomisi başladı, Rumlardan kalan arsalar yağmalandı. 2004 – 2007 arasında Rum malı üzerine 5.000.000 metrekare inşaat yapıldı. Yer gök, villa doldu. KKTC ekonomisi yüzde 46 büyüdü ve kişi başına milli gelir 11.000 dolara çıktı. İngilizler villa satın alıyorlardı. Tabii ki müteahhitler de CTP’ye yakın kimselerdi. Ayrıca, ikili görüşmelerdeki “Rum malları meselesi” içinden hiç çıkılmaz hale geldi. Dolayısıyla, inşaat faaliyeti bir bakıma çözümsüzlük, en iyi çözümdür politikasına da hizmet ediyordu.
…
Rum yönetimi Kuzeydeki Rum malları üzerinde yapılan villaları satın alan İngilizlere dava açtı. Talep bıçak gibi kesildi. “
Bu alıntı aslında her şeyi anlatıyor. Öncelikle Orams davasından söz etmek lazım. Orams davası, bir Rum’un kuzeyde kalan arazisine yapılan villanın bir İngiliz’e satılması sonucu açıldı. Özellikle bu davadan sonra inşaat sektöründeki gelişme geri tepti(Yine bu şekilde Loizidu Davası var ki orada Türkiye bir mülkün sadece kullanım hakkı için 1 milyon 120 bin euro ödemek zorunda kaldı). Yapılan evler, villalar elde patladı. Üstelik bu inşaat çalışmaları çözüm pazarlıklarını olumsuz şekilde etkiledi. Bir de şundan bahsetmek lazım: Kuzey Kıbrıs kurulduktan sonra Eşdeğer Mal Uygulaması diye bir şey ortaya çıktı. Güney’den kuzeye geçen Türklere, Kuzey’de kalan Rum malları bir tür çekilişle dağıtıldı. CTP döneminde sanırım bu uygulama durdurulmuş, bir de Mal Tazmin Komisyonu kurulmuştu. Bu komisyon Kuzey’de malları kalan Rumlarla anlaşıp tapuları karşılığında zararlarını tazmin eden bir komisyon. Bu bilgilerle Ayhan Aktar’ın yukarıdaki cümlelerini bir daha okuyunca görüntü dayanılmaz bir hale geliyor.
Yine bu konu hakkında Niyazi Kızılyürek’in yazdıklarına(bu yazının tamamının okunmasında fayda var) bakalım:
Bu coşku, Kıbrıslı Rumlardan arda kalan ganimeti paylaşırken tam bir bayram sevincine dönüştü. Lüks binalar, evler, fabrikalar, oteller, birden bire Kıbrıslı Türklerin olmuştu. ‘Her şey birden bire olmuştu’. ‘Çocuklar gibi şen’ Kıbrıslı Türkler, bir tombala torbasına ellerini atıyor ve ellerine gelen numaraların işaret ettiği güzel Rum evlerine talip oluyorlardı. Köy meydanlarında toplanan erkekler ‘yeni evleri’nin güzelliğini anlatıyor, sırtlarına geçirdikleri Rum kıyafetlerini bir birlerine gösteriyor ve kimin ne kadar ‘ganimet yediğini’ konuşuyorlardı. Kadınlar karşılıklı ziyarete gidiyor ve ‘kimin nesi var’ diye, bir birlerinin yeni evlerini süzüyorlardı. Çocuklar sokaklarda ‘yeni kıyafetlerini’ giymiş, ‘yeni oyuncaklarıyla’ oynuyorlardı. Her tarafa Türk bayrakları çekilirken, evlerin duvarlarından Kıbrıslı Rumlara ait olan resimler indiriliyordu.
…
1974 öncesi ‘gettolarda’ kıt kanat geçinen Kıbrıslı Türkler, şimdi zengin Kuzey Kıbrıs’ın yeni-zenginleriydi ve peş peşe kurulan siyasi partilerin en sevimli sloganı “Kanla Aldık Terle Yapacağız” biçimindeydi.
Çözümsüzlük içinde bir Kuzey Kıbrıs, bölünmüş bir ada, Kıbrıs sorununu bir türlü aşamayan bir Türkiye.
Not:Kıbrıs meselesinde çok bilgili değilim, ama çok ilgiliyim. Kitaplarımı sipariş ettim, bu konu hakkında, yakın zaman içinde bir iki kelam daha edebilirim.
Categories : Gündem















Son Yorumlar