Felat’ın Hikayesi 3
2 06 20091 No’lu hücrede üç dört gün geçirdikten sonra bizi daha ortalarda bir hücreye aldılar. Orada da dört kişi vardı. Hücrede sekiz dokuz kişi olduk. Verilen yemek ve su miktarında bir değişiklik olmuyordu. Yani dört kişiye verdikleri kadar yemek sekiz dokuz kişiye veriliyordu. Yemekleri karavanayla tutuklulardan iki kişi dağıtıyordu. Yemek dağıtanlara kaç hücreye dağıtılacağı söylenmeden her hücreye eşit dağıtmaları emrediliyordu. Dağıtım sonunda yemek artsa da, eksik kalırsa da, eşit dağıtmadıkları gerekçesiyle ceza görüyorlardı. Müreakip yemek dağıtımında ayrı iki tutuklu vazifelendiriliyor, tabii onlar da aynı akıbete uğruyor ve böylelikle bütün hicredekiler dağıtıcılardan dolayı cezadan nasiplerini alıyorlardı.
Ve komutanlar, ‘Orospu çocukları, bir yemek dağıtmasını bile beceremiyorsunuz, bir de devlet kurmaya kalkışıyorsunuz’ diye azarlıyorlardı.
Hücredeki yedi sekinzci gece, saat iki suları.
Cop, sopa sesleri ve feryatlarla uyandık. Sanki yüzlerce kişi dayak yiyor gibi geldi bize. Ve biz hücrelerin basıldığı, sıranın bize geleceği endişesine kapıldığımız sırada hücrelerimizi açıp eşyalarımızla birlikte ’son sayı üç’le çıkmamız emredildi. Sırtlarımız coplanarak bir üst kattaki hücrelerden birine tıkıldık. Yerlerimize dışarıdan yedi sekiz kişi yine dövüle dövüle getirilip yerleştirildi. Bu dayak ve yerleştirme işi bir iki saat sürdü. Bir üst kattaki hücrede sabahleyin on sekiz kişi olduğumuzu saydık. Hücremizde artık ancak yan yana ayakta durabilecek kadar yer vardı.
(…)Yemek ve su dağıtımında, hücreler arasındaki eşitlik ve mesailer normal devam ediyordu. On sekiz kişi olmamıza rağmen gece yatmamız bir sorun olmadı. Artık o kadar yorgunduk ki, 20:30 olduğu zaman açlık, susuzluk, yorgunluk, gündüz yenilen copların tesiriyle uyumuyor, bayılıyorduk. On sekiz kişinin ayakta zor sığdığı yerde on sekiz kişi yatıyorduk.
(…)
Hücrede komutanların dayağına, hakaretine, yorgunluğa, açlığa, sigarasızlığa artık alışmıştık. Eh marşları da az çok öğrenmiştik. Koğuşlara intikalimizi dört gözle bekliyorduk. Koğuşlarda yatak olduğu, gezinilebildiği söyleniyordu. Üç marş için imtihan yapıldıktan sonra koğuşlara gidebileceğimiz, ikinci defa gelen tecrübeli arkadaşlardan biri tarafından söylendi. Bu gibi hususlarda komutanlarımız bir izahat vermedikleri gibi, onlarla konuşmak ve bir şey sormak, hatta istemek de yasaktı.
Bu arada hesapta olmayan bir şeyle karşılaştık. Geldiğimiz günden beri Co isimli köpekle devamlı muhataptık. Mesela sırayla Co’ya tekmil verdiriyorlardı. Co’nun karşısında, ‘Felat Cemiloğlu, Diyarbakır, emret komutanım’ tekmilini çok yüksek sesle ve topuk sesiyle veriyorduk. Co, tekmili beğenmezse havlıyordu. Ve Co’yu memnun edemediğimiz için cezalandırılıyorduk. İşte bu Co, marşlar söylenirkez bizi kontrole gelmiş ve marşları canlı söylemediğimiz için havlayarak komutanlarımızı haberdar etmiş, onun için de marş imtihanlarımız üç gün tehir edilmişti. Hücrede üç gün daha kalacağımız söylendi. Müteakip üç gün Co’yu kızdırmayacak davranışlarda bulunmaya çalıştık.
Bu arada mesai sırasında bazen bir kısmımızı hücre önündeki talim yerine çıkarıp, ya talim yaptırıyorlar ya da birbirimize dayak attırarak bizimle alay ediyorlardı. Böyle bir günde Urfalı bir baba oğulla epey eğlendiler. Baba altmış beş yaşlarında, 1,90 boyundaydı. Oğlu, yirmi beş-otuz yaşlarında ve babasından daha iri ve cüsseliydi.
Evvela oğlunu babasına tokatlattılar.
Yavaş tokat vurduğu için hem oğul hem baba coplanıyordu. Beş on denemeden sonra oğulun babaya vurduğu şiddetli tokatları beğenmediler. Bu kere oğulu babanın sırtına bindirdiler. Bir taraftan babayı copluyor, daha hızlı koşması için zorluyorlardı. Oğul babasının sırtından indikten sonra ağlamaya başladı.
Girdiğimiz sırada hepimize ağlamanın, inlemenin, özellikle gülmenin yasak olduğu 5 No’lu’da, ‘vatan haini orospu çocuğu ibneler’in bunların hiçbirine hakkı olmadığı hepimize söylenmişti. babayla oğul arasındaki bu tatbikatta hücredeki bazı tutuklular sırıtmış, bazıları suratlarını asmış ve oğul da ağlamıştı.¹
¹Cemal, Hasan.[2003]2007. “Kürtler”. İstanbul: Doğan Yayıncılık. s.25-26












seviyesiz,
* 1938/1939 dersim
* mustafa muğlalı olayı
* diyarbakır cezaevi
bu üçünü tüm gerçekliği ile birarada bulabileceğimiz bir kitap biliyor musun?
***
bonus olarak 19. yy. kürt isyanları ve hamidiye alayları vs. konulara da değinilsin. sonra da 19. yy.dan itibaren ermeni konusunun olaylarını, bir başka dizide balkan tarihini, bir diğerinde milli şef dönemi ve ikinci savaş’ı, bir başkasında da nihayet itc/birinci savaş/erken cumhuriyet dönemi lütfen.
paylaşmaya devam. karanlık dönemlere ait gerçek bilgiler yüzlerce anı kitabında bölük pörçük duruyor, kimse okumuyor, bilmiyor (ben de bu “kimse”lerdenim). bilgi toplayıp, bütünleştirerek vermek, yazı dizileri oluşturmak, harika bir iş, ben çok faydalanıyorum bu emeğinden.
Çok sağol shere khan.
Zor soru sordun. Üçünün aynı anda olduğu bir kitap hatırlayamadım şimdi. Ama Altan Tan’ın ‘Kürt Sorunu: Ya Tam Kardeşlik, Ya Hep Birlikte Kölelik’ kitabına henüz göz atamadım, orada belki toparlayıcı bir bilgi vardır. Sen bir bakarsın, beğenirsen bize de tavsiye edersin.
19. yy Kürt isyanlarını Ayşe Hür yazmıştı sanırım. Mustafa Akyol’un kitabında da var. Ermeni meselesinde Taner Akçam okumak lazım. Balkan tarihi hakkında hiçbir şey bilmiyorum dersem pek de abartı olmaz, bir tek Erik Jan Zürcher’in derlediği Türkiye’de Etnik Çatışma kitabındaki Fikret Adanır’ın “Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye Üçgeninde Ulus İnşası ve Nüfus Değişimi” makalesini okudum. Yine aynı kitapta, Hamit Bozarslan’ın “Türkiye’de Kürt Milliyetçiliği: Zımni Sözleşmeden Ayaklanmaya (1919-1925)” makalesi tavsiye olunur. Milli Şef Dönemi, Cemil Koçak hocanın konusu. Türkiye’de Milli Şef dönemi adlı iki ciltlik araştırması var. Bir de Geçmişiniz İtinayla Temizlenir kitabı, hocanın makalelerinin toparlandığı bi eser olmuş, yine Milli Şef dönemi ve 2. dünya savaşı sırasında Türkiye’nin politikaları hakkında makaleler var. İTC/Birinci Dünya Savaşı hakkında kaynak gani ama Erken Cumhuriyet dönemini biraz parça parça okumak gerekecek sanırım. Ahmet Demirel 1. Meclis’deki İkinci Grubu incelemiştir mesela, Zürcher Terakkiperver Fırkayı, Koçak/Cem Emrence Serbest Fırka vs. diye gider. Ama başlarken heralde Mete Tunçay’ın “Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması”, Erik Jan Zürcher’in Modernleşen Türkiye’nin Tarihi ve Fikret Başkaya’nın Paradigmanın İflası kitapları en faydalıları olur.
Ben de elimden geldiğince böyle alıntılar yapmaya devam ederim. Müstear Bey de, sitesi Martaval’da çok faydalı alıntılar ve diziler yapıyor orayı da tavsiye ederim.
Cemil Koçak’ın giriş kitabını ben de beğendim (Geçmişiniz İtinayla Temizlenir). İki ciltlik gelişme kısmına ise henüz geçme fırsatı bulamadım. Şefimizin tarihi hakikaten süper bi alan. Mete Tunçay’ın kitabı da listemdeydi, henüz edinip de başetmeye muvaffak olamadım (Ayn Rand’la cebelleşiyorum bu ara, acayip sardı). Ayşe Hür’den de daha bibliyografya gelecek, unutmazsa inşallah. Zürcher’in kitaplarını da, evet, beğeniyorum. Verdiğin diğer kaynaklardan pek haberim yoktu, çok hora geçti, eyvallah.
Efsanevi Serpuş Serisi müellifi müstear efendinin de müptelasıyım, o da senin gibi faydalı işler yapıyor.
Bir de tüm bunların girişi, Nişanyan’ın “Yanlış Cumhuriyet”ini unutmamak lazım. Mustafa Armağan hakkında ne düşünürsün bilmem ama, o kadar temel kaynak varken ben bu adamı hatmettim diyebilirim, sorgulayıcı yönünü seviyorum. İlber Ortaylı’yı bile serilemeye çalışıyorum.
Acemiliği, paldır küldürlüğü, yalapşaplığı blogspot’ta atabilirsem, ben de inşallah bir gün wordpress’te yazı dizileri, fikir teatileri, edebi metinler, denemeler, alıntılar vs. yapmak isterim.
Ama sanırım daha aralanacak çok sayfa var…
Nişanyan’ı hep okuyayım diyorum ama sürekli aralara bir şeyler giriyor. Pek Osmanlı Tarihi’yle ilgilenmedim ama Ortaylı size ne katar emin değilim. Mustafa Armağan’ın tek kitabını okudum ‘Geri Gel Ey Osmanlı’ diye, aklımda ne kaldı? Hiç.
Wordpress/blogspot falan çok farketmiyor, siz yazmaya devam edin biz takipteyiz.
Buna değecek yazımız olursa, eleştirilerinizi, yorumlarınızı bekleriz, meydanı boş bulup savurmuş olmak istemeyiz
Saygılar.
ilginizi çeker diye düşündüm.
daha yeni başladım ama feroz ahmad’ın “bir kimlik peşinde türkiye”sini tavsiye ederim.
bilgilerinize…
haa bir de birkaç hafta önce radikal2 de çıkan bir yazı vardı, haberdarsınızdır heralde. acıtıcı ama pek bir alıştığımız acıtıcılıkta.
cumartesi günü diyarbakır’da olacağım, çok heyecanlanıyorum. dilerseniz, izlenimlerimi paylaşırım, sevgiler…
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=953087&Date=13.09.2009&CategoryID=42
Tavsiyeniz için teşekkürler. Diyarbakır günlerinizi de paylaşırsanız seviniriz.