Felat’ın Hikayesi 7(Son)

5 06 2009

Yazın koğuşun bütün pencereleri kapalı, 70 derece… Kışın bütün pencereler açık, eksi 23 derece… Böyle günlerde tuhaf düşüncelere kaptırırdım kendimi, ‘Hiç olmazsa balkona çıkabiliyor çocuklarım’ diye geçerdi aklımdan… Hep çocuklarımı düşündüm. İki oğlan bir kız. İki oğlum, Haluk ile Haldun. İkisi de İngiltere’de tekstil mühendisliği okumuştu.

Gardiyanlar koğuşta hep küfürle başlardı konuşmaya:

‘Ananı sikim, gel!’

‘Kızını sikim, gel!’

‘Karını sikim, gel!’

Seni psikolojik olarak da çökertmek, yıkmak için her şey yapılırdı. Kapının önüne çıkartarak cop sokmak… Seyredene de o copu yalatırlar. Kusarsan, öbürüne yalatarak yeri temizletirler.

PKK’Nın ismini daha önce hiç duymamıştım. İçeri alındıktan sonra öğrendim. O zamana kadar biz bu örgütü ‘Apocular’ diye bilirdik. Bu anlamda siyasetle hiç ilgilenmemiştim.

Dişlerimin çoğu sallanıyordu.

Neden mi?

Çünkü hep kalas dayağı vardı ceza olarak. Aç ağzını derlerdi, kalası getirir, iki elleriyle tutar ve küt diye çenenin altından yukarı doğru vururlardı. O kalın kalası çenene alt taraftan yedin mi, eğer tecrübesizsen dilini ısırırdın. Tecrübeliysen dilini ısırmazsın ama bu sefer de dişlerin birbirlerine girer.

İşte şöyle bir şey.

Bana da bir gün bir avuç bok yedirdiler de, bu sallanan dişlerimden kurtuldum!

Tek ayak üstünde, duvar dibinde duruyorum. Ceza! Ama bir süre sonra yoruluyorum. Ayağım düşüyor yere, tutamıyorum.

Emre itiatsizlik!

Cezası:

Duvarın dibinde, kanalizasyon kapağını kaldırdılar, bir avuç bok alıp ağzıma attım. Sonra ağzımda pislik, hazır ola geçtim, öylece duruyorum.

Kıpırdamak yok.

Temizlemek yok.

Yere tükürmek yok.

Öylece ağzın kapalı, kımıldamadan ayakta, hazır olda bekliyorsun.

Bir süre sonra bıraktı, içeri girdim.

Elazığlı arkadaş, ismi Ramazan.

Allah razı olsun, bazı dişlerimi iple çekti. Çünkü temizleyemedim dişlerimi… Altın kaplama olan iki dişten birini cebine attı, birini bana verdi hatıra olarak. Hapishaneden çıktıktan sonra ilk işim dişçiye gidip takma diş yaptırmak oldu.

Sekiz ay yattım, Diyarbakır E Tipi Askeri Cezaevi 33 No’lu koğuşta.

Elli beş yaşındaydım.

Sekiz ayda on sekiz kilo verdim. İğne iplik kaldım. Çıktığımda kimse tanımadı beni.

(…)

Hapishaneden kurtulduğum zaman genç olsaydım, en azından soruşturma, gözaltı, 5 No’lu hapishane cehennemine tekrar haksız yere girmemek için dağa çıkardım.¹

¹ Cemal, Hasan.[2003]2007. “Kürtler”. İstanbul: Doğan Yayıncılık. s. 33-34

Seviyesiz’in Notu:

‘Kürtler’ kitabını alıp Felat Cemiloğlu’nun hikayesini ilk okuduğumda, bölümün son cümlesini bitirir bitirmez kitabı bir tarafa fırlatmış ve dünyada ‘iyi’ye dair hiçbir şey kalmadığına fazlasıyla ikna olmuştum. Öfke, tiksinti, nefret ve üzerimden uzun süre atamadığım karamsarlık duygularıyla kuşatılmış gibiydim. Bir süre sonra kitabı fırlattığım yerden aldım ve Felat Cemiloğlu’nun hikayesini bir daha okudum. Felat Bey’in Diyarbakır E Tipi Askeri Cezaevi’nde yaşadıklarını tüm ayrıntılarıyla anlatacak kadar cesur oluşuna, bütün eziyet, hakaret ve işkencelere karşı insanlık onurunu koruyuşuna hayran kaldım. Birileri asan kesen heriflere hayran olmaya devam edebilirler. Felat Cemiloğlu, benim dünyaya ve insana ve geleceğe ve geçmişe bakışımı değiştiren, en esaslı kahramandır.


Actions

Informations

Leave a comment

You can use these tags : <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>