Diktatör?
2 07 2009Hasan Rıza Soyak’ın Atatürk’ten Hatıraları‘nı okuyorum. 58-64 sayfaları arasında, Hasan Rıza, bu tür anı kitaplarında sıklıkla işlendiği üzere, Atatürk’ün niye diktatör olmadığını yorumlamaya çalışıyor. Dayandığı temeller şunlar: (1) Atatürk şahsi çıkarlarını umursamaz, önce milleti düşünür, Hasan Rıza’nın cümleleriyle: “[M]illi kurtuluş mücadelesine eşsiz zaferiyle sona erdirdikten sonra, eğer isteseydi; O[Atatürk], herşey olabilirdi; mesela, müstevlilerle beraber, memleketi terk edip giden son Osmanlı padişahının yerine geçmek, kendisi için işten bile değildi. Bu sıretle kalan ömrünü, halkın muhabbet ve minnettarlık halesiyle çevrili olarak, büyük bir ihtişam ve rahatlık içinde tamamlayabilirdi. Bu hem mümkün, hem de bencil bir insan için tutulacak en çekici ve üzerinde yürünmesi, o nisbette, kolay bir yoldu. Fakat o bunu yapmadı…”¹, (2) Terim anlamından bağımsız olarak, devrin örneklerinin oluşturduğu kötü imajı yüzünden, “diktatör” kelimesine duyulan alerji… Hem çağdaş Kemalistlerin, hem de bizzat Atatürk’ün özellikle üzerinde durduğu mesele budur. Atatürk’ün yine Hasan Rıza tarafından aktarılan şu sözleri açıklayıcı olacaktır: “Ben diktatör değilim, benim gücüm olduğunu söylüyorlar, evet bu doğrudur. Benim arzu edip de yapamayacağım hiçbir şey yoktur. Çünkü, ben zoraki ve insafsızca hareket etmek bilmem. Bence diktatör, diğerlerini iradesine bağlayandır. Ben kalpleri kırarak değil, kalpleri kazanarak hükmetmek isterim”². Aynı şekilde Hasan Rıza da, “Atatürk, Birinci Dünya Harbi’nden sonra, Avrupa’nın muhtelif memleketlerinde, birtakım şeflerin ortaya attıkları ideolojilerle onların tabiî neticesi olarak meydana gelen idare sistemlerinin şiddetle aleyhindeydi”³ diyor. (3) Son olarak da Recep Peker’in İtalya ve Almanya’da yaptığı geziler sonucu hazırladığı yeni parti nizamnamesine ve programına Atatürk’ün gösterdiği “sert” tepkiyi ve Atatürk’ün “Çocuk; biz öyle bir idare, öyle bir rejim istiyoruz ki bu memlekette bir gün -eğer dünyada hükümdarlık aleyhinde gittikçe artan kuvvetli cereyan muvacehesinde klanlar varsa- Padişahlığa taraftar olanlar dahi bir fırka kurabilsinler” dediğini anlatıp, bu örnek olaydan da onun “totaliter idarelerin ne kadar aleyhinde olduğunu” gösterdiği sonucunu çıkarıyor⁴
Maddeler halinde kendi görüşlerimi yazayım:
- Yaptığı işi kendi menfaatlerini düşünmeden yapması, o işin ne olduğunu değiştirmez.
- Diktatör kelimesinin bir anlamı vardır. Atatürk’ün her şeyiyle iyi olduğunu kabul etsek dahi, bu onun diktatör olmadığını göstermez. Zaten “iyi” diktatör, “kötü” diktatör ayrımı da bence saçmadır. Diktatörlük, o makamı dolduran kişinin kötü veya iyi(ki bu noktada “kime göre iyi, kime göre kötü?” şeklinde bir soru gayet makuldür. Bu iyilik/kötülük derecelerinin belirlenme mercii nedir? Diktatör olduğu iddia edilenin kendisi mi? Diktatör olduğu iddia edilen sayesinde mevki sahibi olmuş kimseler mi?) olmasına bağlı bir şey değildir. Diktatör ülkeyi cennete çevirse bile sonuçta tepeden inme bir anlayışla yapmış olacak, halkın içselleştiremediği bu cennetleşme, er geç bir yerlerden çözülecektir.
- Bu maddede ise sadece sözlerle uygulama arasındaki tezat görülüyor.
¹ Soyak, Hasan Rıza. [1973]2008. Atatürk’ten Hatıralar. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. S. 58
² Soyak, Hasan Rıza. [1973]2008. Atatürk’ten Hatıralar. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. S. 60. Ayrıca bu sözün söylendiği Gladys Baker’la yapılan röportajın tam metni için buraya tıklayın.
³ Soyak, Hasan Rıza. [1973]2008. Atatürk’ten Hatıralar. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. S. 61
⁴ Soyak, Hasan Rıza. [1973]2008. Atatürk’ten Hatıralar. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. S. 61-64












anlasılan seviyesiz kardeş iktisat teorisindeki “benevolent dictator” kavramından oldukça habersiz.neyse sayemde haberi olmuş oldu:)