Eee?
6 07 20092-3 gündür evde olmadığım için hakkında bir şeyler yazmaya niyetlendiğim ama bu niyeti ertelemek durumunda kaldığım bir Özdemir İnce şaheserinden bahsedeceğim. Mirim, 4 Temmuz tarihli yazısında coşmuş yine. Konu: “Eski Fransa Başbakanı ve Avrupa parlamenteri (idi)”¹ Michel Rocard’ın “Avrupa Birliği Yolu’nda Türkiye’ye Evet” kitabıydı ki Özdemir Bey kitabı Tansaş’dan almış.²
Yazıyı okurken bayağı eğlendim çünkü Özdemir Bey’de bir kıvranma hali hissettim. Michel Rocard kitabında bir taraftan “Türkiye mutlaka AB’ye alınmalıdır” diyor ve dolayısıyla Özdemir İnce’nin, gururdan göğsünün kabarmasına ve ülkeyi bugünlere getiren, her şeyi borçlu olduğu Ulu Önder’e minnet duymasına sebep oluyor; diğer taraftan ise “Türkiye AB’ye girmek istiyorsa sırtından Kemalizm yükünü atmalıdır” mealinde konuşarak Özdemir İnce’nin bütün hayallerini yıkıyor, gözlerini yaşartıyor. Bana öyle geliyor ki bu iki yoğun duygu arasında kalan Özdemir Bey, nasıl olur da bana aynı anda bu duyguları yaşatıyor diye Mösyö Rocard’ı şaşkınlıkla anlamaya çalışmış ve belli ki anlayamamış. Peki neden?³
Çünkü Özdemir Bey zihniyetinin şekli/beyninin kıvrımları itibariyle siyasi ve ideolojik olarak her doğrunun Kemalizm’de olduğuna ciddi biçimde inanıyor. Bu sarsılmaz inancın bir yan etkisi var, Kemalizm’le ya da Atatürk ile ilgili kurulan herhangi bir eleştirel tezi anlayamıyor. Daha doğrusu tanımlayamıyor. Kafada bir “fatal error” penceresi yanıp sönüyor. Böyle olunca da eleştiriyi getireni doğal olarak bir tür düşman olarak algılıyor, ve ona göre tanımlıyor. Vakti zamanında Erik Jan Zürcher’e Fethullahçı demesi boşuna değil yani.
Ama madalyonun bir de diğer tarafı var. Kemalizm’in biricik kültü Ebedi Şefimiz M.Kemal Atatürk de, kafalarımıza şapkayı hediye ederek bizlere batıyı işaret etmiş. Bugün “Cumhuriyetin temel ilkeleri” diye geçen zımbırtıların çoğu 3. Cumhuriyet Fransa’sından copy/paste edilmiş. Ayrıca bizde Atatürk hem bütün batılılara diz çöktürdü, hem de hepsini kendisine hayran bıraktı diye bilinir. Şimdi, KOSKOCA batının, KOSKOCA Fransa’sının, KOSKOCA eski Başbakan’ı kalkıp da Kemalizm’i eleştirerek Türkiye’yi övünce ekran donup kalmış, Özdemir Bey’in reset atma çabaları işe yaramamış.
Özdemir Bey’in, yazısını yazarken Rocard’ın adı geçen kitabından yaptığı ve kendisi çok şaşırtan alıntılara(aşağıya ekliyorum) benim tepkim, “Eee, ne var yani bunda?” şeklinde oldu. Türkiye’de bazı kesimler için bu kadar olağan olan “şeylerin”, bir diğer kesimde bu kadar hayret uyandırması çok garip. Bu hayreti 2002′den bugüne ülkenin gündeminden tecrit olmaya bağlanabilir, zira AB reformları, Ergenekon Davası vs. hep devletin üzerinden Kemalist/Militer vesayeti kaldırmak için yapılıyor.
Ama zihniyetin 1938′den sonra dünyadan tecrit olduğu teşhisi daha yerinde olur heralde. Michel Rocard’ın Özdemir İnce gibileri “Atatürk’ün mirasçıları olan uzlaşmaz cumhuriyetçi laikler” şeklinde tanımlaması da buna işaret ediyor sanki…
Rocard ne demiş de Özdemir İnce beğenmemiş ona bakalım bir de:
- “İnanıyorum ki, Avrupa’nın kapılarını Türkiye’ye açmak, ekonomik bakımdan akıllıca, stratejik bakımdan kaçınılmaz, kültürel bakımdan da ilerici bir harekettir”
- “Günümüz kapitalizminin yeni dengelerini oturturken Amerikan modeline dayalı değil de, daha çok Avrupa modeline dayalı bir çıkış istiyorsak, Türkiye’nin üyeliği zorunludur.”
- “Atatürk’ün mirasçıları olan uzlaşmaz cumhuriyetçi laikler, AKP’yi, Türkiye’yi İslamlaştırmak istemekle ve Avrupa Birliği’nin diktalarına boyun eğerek Türkiye’nin temel çıkarlarını ucuz fiyata elden çıkarmakla suçlamaktadırlar. Kemalist devrimden seksen yıl sonraki ikinci devrim, bir engelle karşılaşır ve Avrupa’ya duyulan heves biraz kırılmış görünür.”
- “Cumhuriyetçi dogmaların, her tür liberal açılıma karşı gelen bekçileri olarak Kemalist kadronun çatısını bunlar oluşturur.”
- “Ama Avrupa Birliği üyeliğine aday Türkiye’nin önündeki asıl engeller, ekonomik atılımında aşması gereken sorunlardan çok daha önemli olan demokratikleşme ve hukuk devletine saygı meseleleridir.”
¹Tırnak içindeki kısmı aynen Ö. İnce’den alıntıladım. Oradaki paranteze alınmış “idi” neden kullanılmış anlayamadım. İlkokulda Dil Bilgisi’nden hep çakardım ama bana bile garip göründü o idi. Eski Fransa Başbakanlığı bir yerden sonra geçiyor mu? Vücut eski AB parlamenterliğini bünyeden atıyor mu? Köy Enstitüsünde öğretmediler bize böyle şeyler.
² Özdemir İnce yazısında kitabı Tansaş’tan aldığını özellikle belirtmiş. Sanırım Tansaş çağdaş ve Kemalist ve ilerici ve nasyonel ve solcu bir alışveriş şeysi, bu yüzden Ö.İ şeriatçı BİM’e karşı mücadelesinde desteklemek için yapmıştır belirtme işini. Ben de Özdemir İnce’yi ve bu muasır kurumu canı gönülden destekliyorum.
³ Kişisel bir not: Yazının bu bölümünde Taha Akyol’a özenip “Ama Hangi Neden?” diye arabaşlık atasım vardı ama Taha Bey hemen hemen her iki yazısından birinde ve bir de kitabında kullandığı bu kalıptan fazlasıyla gına geldiğini farkettiğimden vazgeçtim.












fikirsel düzeyde kaldığı, şiddet içermediği sürece, bu dogmacılık zihniyetinin layık olduğu tepki “ciddiye almamak” veya “dalga geçmek” olmalı bence.
çünkü ortada ciddiye alınacak birşey yok.
bekir coşkun, oktay ekşi, bu, falan, dinozordan öte, hem de orta düzey islamcı yazarların elinde şamar oğlanı ola ola, ne saygınlık ne birşey, yerle yeksan haldeler, yıllardır.
artık ne 28 şubat var, ne ergenekon yapılanması.
vatandaş da salak değil, afedersin.
bunun “akp kötüdür, kemalizm kutsaldır, bir şekilde kemalizme laf söyleyen, akp uşağıdır, kürttür, ermenidir, sorosçudur, fettullahçıdır (dolayısıyla haindir) vs.” şeklindeki denklemden ibaret fikir dünyası, artık tek şeyi hak ediyor, kendi haline bırakılmayı.
ayrıcalıklarınız sizin olsun, vesayetiniz, otunuz, püsürünüz. kasım kasım kasılın.
asimetrik planlar yapın halk üzerinde.
lakin işte, sizin zavallılığınızı, aklı başında hiçbir insan, ciddiye almıyor.
ne türk, ne avrupalı, ne de başkası.
bu da size yeter tosunlar.
(dün arena’da yılmaz özdil’i izledim ve resmen acıdım. hayatımızı emanet edeceğimiz tek insan belge için yalan diyormuş, amerikan uşağı bir kısım cemaatçi gazeteci hala yalan haberlerle o kutsal, o yanılmazı yıpratmaya çalışmaya devam ediyormuş, falan filan… oehhh)
velhasıl, KOSKOCA falan değiller.
(bkz. patlıcan sanıp bamya olmak)