Yeni Cumhuriyette Tarihçilik
9 07 2009Fransızların pozitivist ve ahlakî tarihçiliği ile Almanların idealist ve devletçi tarihçiliği Türk tarih yazımı üzerinde 1930′larda ikili ve güçlü etkisini sürdürdü. Ancak o dönemde bu ülkelerde gelişmiş ve gelişmekte olan, örneğin Annales Okulu gibi diğer akımların 1940′lı yıllara kadar Türk tarihçileri tarafından dikkatle izlendiği pek söylenemez. Çünkü 19. yüzyılın sonlarından itibaren pozitivist akımı eleştirenleri ya da disiplinlerarası bir bakış açısını savunan Annales Okulu’nu izlemediler, ya da izleyen olduysa bile tarih yazımının sorgulanması gereken bazı noktaları olduğunu düşünmediler, disiplinlerarası bir tarihçiliğin ya da yeni yöntemlerin araştırıcılığını yapmadılar. Kısacası tarih yazımını sorunları olan bir düşünce akımı olarak değil herhangi bir hükümet politikası olarak ele aldılar. Bu tutumları 19. yüzyıl Osmanlı tarihçiliği geleneğinin bir tür devamı olarak görülebilir. 1937′de toplanan İkinci Tarih Kongresi’nde bazı iktisat ve sosyal tarih örnekleri verildi. Ancak ana akım, arkeoloji ve antropolojiye ağırlık veren tarihselci yaklaşımdı; çünkü, eski, tarih öncesi dünya ile destansı kahramanlık hikayeleri yaratmak daha kolaydı.
Kısacası romantizm, pozitivizm ve Alman historisizmi Cumhuriyet tarih yazımının ilk on yıllarının esin kaynağını teşkil etti: Romantizm, tarihçilerin ulusal ülkülerini geliştirmeleri için bir moral güç yaratıyordu; pozitivizm kısa vadeli siyasetin pragmatik ve laik hedefleri için gerekliydi ve nihayet Alman historisizmi “ideal-devlet-iktidar” özdeşliğini kafalarda yaratmak için çok uygundu.¹
¹Ersanlı, Büşra. [1992]2006. İktidar ve Tarih: Türkiye’de “Resmi Tarih” Tezinin Oluşumu(1929-1937). İstanbul: İletişim Yayınları. s.26












Son Yorumlar