Yıkımın ve Yenilenmenin Mimarları(7)[Son]
3 07 2009Yenilginin pençelerinden zafere
Jön Türk tarihinin en göz alıcı bölümlerinden biri Birinci Dünya Savaşı’ndaki ağır yenilgiden sonra kendilerini toparlayabilmeleridir. Savaşın bitmesinden bile önce Anadolu’daki silahlı direişin hazırlıkları yapılmıştı ve önemli sayıda subay ve parti başkanları galip İtilaf Devletleri’nin parçalama çabalarına karşı direnmek knusunda kararlıydılar. Ülke dışına kaçmış olan İttihatçılar ve özellikle Enver, direniş için hemen destek hazırlamaya başladılar ve İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı adıyla anılan eski ajanlardan oluşmuş bir şebeke ile İngiliz ve Fransız çıkarlarına karşı dünya çapında bir direniş planladılar. Berlin’deki kafelerde hazırlanan bu planları maceraperest ya da hayalci diyerek bir tarafa atmak oldukça kolay da olsa, hatırlanmalıdır ki sadece birkaç yıl önce Lenin Zürich’teki kafelerde dünya çapında bir devrimin planlarını yapıyor ve hayalperest olarak addediliyordu. Mustafa Kemal’in Anadolu’da İngilizlere ve Fransızlara başkaldırması, bir çok defa pervasız bir maceraseverlik olarak dikkate alınmamıştı. Bu noktada önemli olan şudur ki; neredeyse teslim olmak anlamına gelen bir ateşkesin imzalanmasından itibaren Jön Türkler mücadele etmek için gerekli azmi ve enerjiyi bulabildiler. Bu, Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmış herhangi başka bir ülkede görülmemiş bir durumdu. Jön Türkler bu kuvveti, davalarına olan bu inancı nereden bulmuşlardı? Sanıyorum cevap kısmen önceki beş yılın tarihinde bulunabilir.
Ocak 1913′te Bulgar Orduları İstanbul’a 30 mil uzaklıktaki Çatalca hattındayken ve hükümet Edirne ve Batı Trakya’nın büyük bir kısmını Bulgarlara bırakmaya hazır görünüyorken İttihatçılar iktidarı ele geçirdi. İttihatçıların ilk girişimi olan durumu tersine çevirme ve Bulgar hattını yarma denemesi başarısız oldu, ancak daha sonraları 1913′te Bulgarlar, Yunanlılarla ve Sırplarla savaş halindeyken saldırıya geçtiler ve Enver Edirne’ye muzaffer olarak girdi. Daha sonraları Şubat ve Mart 1915′te geniş bir Fransız-İngiliz donanması İstanbul’a ulaşmak, Rus kuvvetleriyle birleşmek ve Osmanlı İmparatorluğu’nu saf dışı etmek için Çanakkale’ye saldırdı. İttihatçılar dahil herkes bu donanmanın Osmanlı hattını yarmasını bekliyordu ve hükümeti Konya’ya taşımak gibi önlemler almışlardı. Ancak yine 18 Mart’ta İtilaf Kuvvetleri çok ciddi kayıplar verdiler ve geri çekildiler. Saldırı püskürtülmüştü. 1915-1916 yılları boyunca Osmanlı’yı Aralık 1914′te Sarıkamışta ağır bir yenilgiye uğratan Rus Ordusu Erzurum, Trabzon ve Van’ı alarak Doğu Anadolu’da ilerlemeyi sürdürdü. Sovyet Devrimi patlak verdiğinde İstanbul’a kadar olan yol açık görünüyordu. Rus Ordusu eriyip gitti ve Osmanlılar tüm kayıplarını ve hatta Brest-Litovsk Anlaşması’yla daha da vazlasını geri aldılar.
Bir başka deyişle, Jön Türk liderleri felaketin kaçınılmaz olarak görüldüğü ancak tamamen beklenmedik gelişmeler aracılığıyla tablonun mucizevi bir şekilde tersine döndüğü ve muzaffer olarak çıktıkları birçok duruma tanıklık etmişlerdir. 1918-19 yıllarında çatışma kaybedilmiş olsa da savaşın hala kazanılabilecek olduğuna inanan Enver ve Mustafa Kemal(daha birçokları) gibi kişilerin zihinlerinde bahsi geçen örneklerin olduğuna inanıyorum.
Sonuç
Önceki sayfalarda tartıştığımız Jön Türkler çarpıcı bir nesil oluşturmuştu. Öyle bir neslin insanlarıydılar ki, kendi kaderlerini kendi ellerine aldılar ve böyle yaparak başkalarının kaderlerini de belirlediler. Bunların, iktidara geldiklerinde zaten çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışın mimarları olup olmadığı tartışmalıdır. Ayrılıkçı milliyetçilik hareketlerinin Avrupa emperyalizmi ile birleşmesi zaten bu sonuca göterecekti. Ancak hiç kuşkusuz bu kişiler, kendilerine ve değerlerine pahalıya mal olsa da, Türkiye Cumhuriyeti şeklindeki yenilenmenin temelini oluşturuyorlardı.
Biz burada bu kişilerin geçmişlerine, paylaştıkları dneeyimlerine gösterdikleri mantalite ve dünya görüşlerine bakarak onların kim oldukları sorusuna cevap vermeye çalıştık. Bu cevabı verirken, geçmişler, deneyimler ve düşünceler arasından bağlantılar keşfetmeye çalıştık. Benim amacım bazı fikirlerin Jön Türklerin yaşam öykülerindeki öğelerden doğrudan çıkarılabileceğini kanıtlamak değil. Bu neredeyse imkansız olurdu. Her şeyden önce Jön Tükrlerin kim oldukları ve ne yaptıkları belirlenebilir. Ancak neden yaptıkları belirlenemez; en iyi ihtimalle kendilerinin neden yaptıklarına dair açıklamaları anlaşılabilir. Hareketlerinin nedenleri hatıratlarında aranabilir ancak yine sorun aynıdır: hatıratlar çoğu zaman kendini temize çıkartmak için bir araçtır. Bu yüzden orada anlatılan nedenlerin o dönemde gerçekten belirleyici olduğunu kim söyleyebilir? Dolayısıyla, kesin bir kanıt iddia edilmedi ya da amaçlanmadı. Bunun yerine bu makalede, Jön Türk zihniyeti olarak addedebileceğimiz birşeylerin olduğunu ve bu mantaletinin harekete dahil olan kişilerin yaşam öykülerini dikkate alarak daha iyi açıklanabileceğini ve anlaşılabileceğini (umarım ikna edici bir şekilde) önermeye çalıştım. Jön Türklerin zihniyetini anlamak bizim modern Osmanlı ve Türkiye tarihi okumalarımız için geçerlidir çünkü bu yaklaşım akademisyenlerin değil yarım yüzyıl kadar iktidarı ellerinde tutan ve bir dereceye kadar kendi toplumlarını kendi vizyonlarına göre şekillendirmiş insanların fikirleriyle ilgilenir. Bu tespit Birinci Dünya Savaşı sırasında uygulanan politikalar için geçerli olduğu kadar, ulus inşası süreci ve Kemalist Cumhuriyetin ‘kültürel devrimi’ için de geçerlidir.¹
Erik Jan Zürcher
Çeviri: Fırat Kurt & Bayram Şen
¹Erik Jan Zürcher, “Yıkımın ve Yenilenmenin Mimarları: Kemalist Jenerasyona ve Jön Türklere Dair Bir Grup Biyografisi Denemesi”, Mehmet Ö. Alkan, Tanıl Bora, Murat Koraltürk(der.) Mete Tunçay’a Armağan, İstanbul: İletişim Yayınları, 2007, s. 569-571












Son Yorumlar