5. Bölüm
Latin harflerine geçişle başlıyoruz bu bölüme. Diğer bölümlerde bu inkılaplar meselesine pek değinmemeye çalıştım bu bölümde de yapmaya çalışacağım. Sadece şunu söyleyeyim. Filmde inkılapların işlendiği bölümler esas propaganda yerleri konumunda. Hemen hemen hepsinde önce Atatürk ‘şu konu da geri kaldık, haydi değiştirelim’ şeklinde özetlenebilecek bir konuşmayla yeni inkılabı çevresindekilere ve mütemadiyen izleyicilere tanıtıyor. Sonra halkın da coşkulu iştirakıyla bu inkılap gerçekleştirilir. En son da bir takım fesli veya sarıklı(gerici oldukları her hallerinden belli!) adamlar yeni inkılaba öfkelerini kusarlar. Fiksdir bu formül, sekmez.
6. dakikada İsmet Paşa meclisde, Takrir-i Sükun dönemi sayesinde nasıl hem güvenliğin hem de inkılapların gerçekleştirildiği konusunda bir nutuk veriyordu. Takrir-i Sükun şunu yaptı, ötesi yok:
Takrir-i Sükûn Kanunu’nun çıkarılması ve İstiklal Mahkemelerinin kurulması çağdaş Türkiye tarihinde, gerçek bir dönüm noktası oluşturur. Aşırı bir baskı döneminin habercisi olan, tarihsel önemi büyük bu kararın, iki yıl boyunca uygulanması, tüm siyasal muhalefetin ve basının susturulmasını, Kürt etnik ve dinsel kimliklerinin sert bir biçimde ezilmesini ve 1926′da Ankara ve İzmir’de yapılan yargılamalarla Kemalist çevre dışındaki tüm potansiyel iktidar rakiplerinin yok edilmesini gerektirdi. Bu iki yıllık dönem sona erdiğinde, Kemalistler artık kendilerini yasanın yürürlükten kalkmasına izin verecej kadar güvenlikte hissediyorlardı. Ancak, bu yasanın yarattığı siyasal sistem, iklim ve kültür, onu izleyen yirmi yıl boyunca temelde aynı kalacaktı.
Zürcher, Erik Jan. [1991]2007. Cumhuriyetin İlk Yıllarında Siyasal Muhalefet: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası 1924-1925. İstanbul: İletişim Yayınları. s.123-124
Kadınların seçme seçilme hakkı kazanması konusu bayağı sıkıcı işlenmiş. Ama oralar da günümüzün Cumhuriyet kadınlarına “Atatürk’ün gösterdiği muasırlaşma yolunda ilerleyin” mesajı verilmek için özellikle uzun tutulmuş gibi. Bu arada Mustafa Kemal’in şevk etmesiyle Afet İnan bir nutuk veriyor. Cumhuriyetin ne kadar demokrat temellere dayandığını falan anlatıyor, kadınlara seçme seçilme hakkını verilmesiyle bu demokratlığın temellerinin atılacağını. Benim bildiğim cumhuriyet demokrasiyle 50 yılında tanıştı. Ama Özakman büyük tarihçi, Yılmaz Özdil’in de favorisiymiş, ondan iyi bilecek değilim.
17:30′da benim pek sevdiğim mevzulardan olan SCF’nin kuruluşu hadisesi anlatılmaya başlanıyor, Özakman Atatürk’e “Hepimiz faniyiz Fethi Bey, tarihe Tek Partili bir idarenin başı olarak geçmek istemiyorum” dedirtiyor ama bu (hadi sansürlenmiş demiyeyim)özetlenmiş orjinalini hatırlamakta fayda var:
Manzaramız aşağı yukarı bir ‘dictature’(diktatörlük) manzarasıdır. Halbuki Cumhuriyeti şahsi menfaatim için yapmadım. Ben öldükten sonra arkamda kalacak şey bir istibdat müessesidir. Bunu miras bırakmak ve tarihe böyle geçmek istemiyorum.
Atatürk’ün içten içe ne kadar demokrat olduğu, ama imkan ve şerait uygun olmadığından mütevellit ülkeyi demokrasiye geçiremediği klişesi filmin ana propaganda unsurlarından biri. Bu mevzuya şu yazıda değinmiştik. Özetlemek gerekirse, evet, Atatürk batının bir değeri olarak demokrasiye saygısı vardır, ama ülkenin idaresini elinde tuttuğu sırada yapıp-ettikleri bu değeri benimsediği iddiasının biraz havada kalmasına neden oluyor.
Filmde İsmet Paşa’nın ve Atatürk’ün bu çok partili hayata geçiş işine aşırı hevesli olduğu(İsmet Paşa için bu kısım kesinlikle geçerli değil, Atatürk ise hevesli olmakla birlikte ihtiyatlı bir tavır benimsemiştir) özellikle gözümüze sokuluyor. İleride “Mustafa Kemal ve İsmet Paşalar ellerinden geleni yaptılar, ama SCF sıçtı sıvadı” demek için bunlar hep.
3 aylık ömrü olan bu parti, filmde de kısa kısa geçilmiş. Bu geçen kısımlar da genelde Atatürk’ün demokrasi aşkını gösteren sahnelerden oluşuyor. Fethi Bey’i birkaç kere anca görüyoruz.
Bu arada İzmir Olayları hakkında hiçbir bilgi verilmeden, direk bir avuç SCF semptazianı sıkılıp, olay başlatmış gibi görünüyor. Bu arada İzmir Mitingi’ndeki şapka olayı abartılmış da abartılmış, SCF taraftarlarını eşşek sürüsü olarak gösterilmiş. SCF’nin şeriatçılar tarafından desteklendiği de araya sıkıştırılmış. Sandık oyunları falan hiç anlatılmamış, partinin kapatılması sırasında meclis çatışmaları hakkında hiçbir bilgi verilmemiş, sadece SCF’nin sırf Fethi Bey’in “tırt”lığından ötürü kendini feshettiği söylenmiş. Bu arada yine klasiktir, SCF’yle, Menemen Olayı’nın bir tür neden sonuç ilişkisi olduğu ima edilmeden geçilmemiş.
Birçok önemli olay hızlı hızlı geçilirken, Menemen Olayı’nın yoğun şekilde işlenmesi yine filmi yapanların ideolojik kaygılarından kaynaklanıyor sanırım. Şu kafa kesme sahnesinin Türkiye’deki hemen hemen tüm okullardaki 10 yaşındaki çocuklara izletildiğini düşünmek çok can sıkıcı bir durum.
Halkevleri meselesi daha eğlenceli, bir anda CHP kurmuş sanki bu evleri. Partinin Türk Ocaklarını resmen müsadere ettiğini anlatacak değiller herhalde(33:10).
Türkçe Ezan, Milletler Cemiyetine üyelik, Atatürk’ün 2. Dünya Savaşı hakkında kehaneti(-ki Cemil Koçak hoca bunun da uydurma olduğunu göstermişti), balolar vs. ile devam ediyor film. Son bir yer var, önemli. Orayı da belirterek GENÇLERE son uyarılarda bulunalım. 39.00 dakikada Afet İnan olduğunu tahmin ettiğim hanım: “Artık devrimler oturdu galiba” diyor, Atatürk’de şöyle cevaplıyor: “Bu kadar iyimser ve aceleci olmayın. Tarih hemen değişmez. Bu sadece bir başlangıç, kararlılığımızı ve heycanımızı kaybedersek geçmişin köhne yapısını ansızın karşımızda görebiliriz”. Hanım efendi “Gerçekten görebilir miyiz?” diye hafif korkarak sorunca Atatürk onu sakinleştiriyor, günümüzün gençlerini de uyarıyor “YOK, KORKMAYIN SİZ GENÇLER OLDUKÇA BU KOLAY KOLAY GERÇEKLEŞMEZ!”
Bir ürperti geldi, ıhşşşş…
Son Yorumlar