Yanlış Anlamışsın
27 11 2009Oktay Ekşi’nin bugünkü köşeyazısından:
KÖTÜ bir çığır açtılar. Kavgayı hiç sevmeyen “Aleviler” üzerinden kavga başlattılar. Oysa bu ülkede “mezhep” merkezli tartışma yapılmazdı. Partiler o yüzden “tartışmamakta uzlaşmış” gibiydi. Kimsenin ne “Alevi” olduğu ön plana çıkardı ne de “Sünni”liği… İnsanların “mezhep” bağı onun özeli içinde kalırdı.
Yazının devamında Oktay Ekşi, ‘dış mihrakların’ ülkemizi bölmek için nasıl yeni yeni azınlıklar yaratmaya çalıştığına; Alevilerin CHP’nin oy deposu konumunda oluşlarının “akıl iz’an sahibi” olmarından kaynaklandığına ve yine bu sebepten ötürü “Atatürk Cumhuriyeti”nin temel direklerinden biri olmaklıklarına değinmiş(-özetle Alevilere yağcılık yapmış) ve Alevilerin başta bahsettiğimiz ‘dış mihrakların’ oyununa gelmemesi temennisiyle yazıyı bitirmiş. Ben o kısımlara, zaten Oktay Ekşi zihniyetinin hezeyanları oldukları için girmeyecek, yukarıda alıntıladığımız kısma değineceğim.
Kötü bir çığır açılmış Ekşi’ye göre. Bu kötü çığır nedir anlamış değilim. Devletin zulmüne maruz kalmış kesimlerin seslerini yükseltmeleri ‘kötü’ bir çığır değildir bence. Alevilerin, Onur Öymen’in gafı vesilesiyle(tahmin ediyorum, Öymen hala ‘ben nerede yanlış yaptım’ diye düşünüyordur) yaptıkları protestolar da, tam olarak buna tekabül ediyor. Resmi rakamların bile 13.000 kişinin hayatını kaybettiğini söylediği(-ki Türkiye’de bu tür olaylarda gerçek sayıyı tespit edebilmek için ‘resmi rakamlar’ı en az dörtle çarpmak lazım), binlerce insanında sürüldüğü bu ‘operasyon’un Alevi kimlikli insanlar üzerinde bıraktığı travma yavaş yavaş çözülüyor. Heralde ‘operasyon’ sırasında sadece 40-50 askerin hayatını kaybettiğini belirtmek, Dersim’de yaşananların neden ‘katliam’ olarak tanımlandığı hususunda açıklayıcı olacaktır. İttihatçıların başlattığı, Kemalistlerin de büyük bir zevkle miras aldıkları ‘nüfusu homojenleştirme’ projesinin ve merkezi, otoriter devlet anlayışının bir kolu da Dersim’e uzanıyor yani.
Oktay Bey’in bu durumu ‘kötü’ diye nitelemesi ise onun olaya (ve aslında siyasete) bakışıyla alakalı. Oktay Ekşi ‘devletçi’ bir zihniyetin, çocuklarından. Devletçilik derken ekonomik sistemden değil, ‘Allah devlete zeval vermesin’ zihniyetinden bahsediyorum. Bu kafa, bir iş ‘devlet’ tarafından yapılıyorsa, illaki haklı bir temeli vardır, yoksa bile üzerine gidilmemeli, çaktırılmamalı şeklinde çalışıyor. Yani ‘devlet günah işlemez, işlese bile devleti yıpratmamak için o günahtan bahsedilmez’ şeklindeki çıkarım, Oktay Ekşi’nin siyasete bakış açısının özeti sayılabilir.(*) Böyle düşünen bir insan, Ekşi’nin yazının devamında bayağı yağcılık çektiği Alevilerden, Dersim’de yapılanları unutmalarını, sineye çekmelerini, hatta devlete suç atmak yerine bütün suçu üstlenmelerini(bazı atkafalı hemşehrilerimin yaptığı gibi ‘bizim dedelerimiz de eşkiyalık yapıyorlarmış’ geyiklerinden bahsediyorum) bekleyebilirler. Ekşi’nin beklediği de tam olarak bu zaten.
Ayrıca Ekşi’nin, ‘mezhep’ merkezli tartışmalara duyduğu alerjiye de bir anlam veremiyorum. Özellikle azınlıkta kalmış mezheplerin(aslında genel olarak kimliklerin) üyelerinin haklarını savunmak ve toplum içindeki yerlerini geliştirip sağlama almak kadar doğal bir refleksi olamaz. Aleviler de uzunca süredir, çeşitli derneklerde organize olup haklarını talep ediyorlar, ve bu son Dersim tartışmalarında olduğu gibi, kendilerine hakaret manasına gelebilecek lafları büyük bir hızla protesto ediyorlar. Bu da onların(-ve başka kimlikleri olan diğerlerinin) en doğal hakkıdır. Ama yine devletçi kafaya dönmek zorunda kalıyoruz. O zihiyete göre, Türk, Kürt, Alevi, Sunni vs. devlet büyüsün gelişsin diye, devletin istediği şekillde birleşip, devletin verdiği emirleri yerine getirmeli, devletin istediği gibi yaşamaldır. Oktay Bey kusura bakmasın. Bazılarımız devlet denen semeri değil de, onun eşek muamelesi yaptığı insanları düşünüyoruz.
Zaten vakıa bir mezhebin özellikle vurgulanması değil, devletin belirlediği kimliğe, ‘öteki’ düşenlere uyguladığı politikalar. Oktay Bey son haftalarda yaşananları tamamen yanlış anlamış. Ya da böyle anlamak işine gelmiş. Bilemiyorum.
(*)Tabii devletin, iktidarla/hükümetle aynı şey olmadığını -yeniden- belirtmek lazım.
Not: Bu arada herkesin bayramı kutlu olsun. Etler de mümkünse kavurma yapılsın. Yedikçe beni hatırlayın.












Ben biliyordum zaten Onur Öymen dış mihrakların uşagi idi…
oktay eksi’nin siyasi bakisini paylasmiyorum ancak bence yaziniz oktay eksi’nin yazdiklarini anlamaya calismaktan cok belli bir kalibi ve suclamalari tekrar kanitlamak icin biraz da ezbere yazilmis gibi geldi. Ayrica bence emir vermek ya da esek muamalesi yapmak gibi sozler Turkiye’ de devletin davranisini anlamak icin hic de yeterli degil. Eksi’nin bahsettigi cigir uzerine dusunmekte bence biraz fayda var. Insanlarin kimliklerini ozgurce aciklamalari ve yasamalari esas olmalidir. Ama Turkiye’de siyasetin etnik ve diger kimliklerle sirilsiklam olmasi bence illaki hayirli birsey degil. Bunun zarari sudur: Bir sure sonra herkes kendini etnik kimlikleri ile tanimlamak zorunda kalabilir. Kimlikleri yuzunden dislananlarin taninma talepleri ile ortaya cikmasi anlasilabilir. Ancak toplumda herkes etnik kimlikleri ile varolma zorunda birakilirsa birarada yasama irademiz zedelenebilir.
“ancak bence yaziniz oktay eksi’nin yazdiklarini anlamaya calismaktan cok belli bir kalibi ve suclamalari tekrar kanitlamak icin biraz da ezbere yazilmis gibi geldi.”
Çok haksız bir tespit değil, ama Oktay Ekşi bunca yıllık gazeteceliğiyle, aslında benim eleştirmeye çalıştığım “kalıbı”, zihniyeti temsil eden sembol isimlerden biri olmuş durumda. Bu yazısında da o zihniyetin etkisi çok bariz.
“Devlet” meselesi hakkında 3-4 tane yazı yazdım herhalde şimdiye kadar. Biraz blog arşivinde gezinirseniz, o konu hakkındaki ayrıntılı görüşlerimin yer aldığı yazılara ulaşabilirsiniz.
“Kimlikleri yuzunden dislananlarin taninma talepleri ile ortaya cikmasi anlasilabilir.”
Ben de bundan bahsediyorum zaten. Ama Oktay Ekşi ‘zihniyeti’ neredeyse otomatik olarak bunun bile ‘bölücülük’ olduğuna hükmediyor.