Kozmik Oda ve “Devlet Sırrı”
30 12 2009Bülent Arınç’a suikast girişimi mevzusu sonrası başlayan, devletimizin ve necip milletimizin sırlar odasına yapılan keşif çalışmaları tam gaz sürüyormuş. Devlet babamızın kozmik evreninde kös kös yatan kirli dosyalarla, milletimizin inkişafı için hazırlanmış karanlık planlar savcı beyefendinin insafına kalmışmış.
Kah canımızıniçi genelkurmayımızın yaptığı “JİTEM yoktur” açıklamasına münasip bir yerimizle güldüğümüz, kah ciğerimizinbirparçası Ertuğrul Özkök beyfendinin amiral gemisini yeni kaptanına devretmesiyle kahredici hüzünlere gark olduğumuz şu günlerde bir de bazı devlet fetişisti müptezellerin osuruktan zırıldamalarına mağruz kalıyoruz ki yeniden başımızın tatlı belası “devlet”(1, 2, 3) meselesine dönmek durumunda bırakılıyoruz.
Bir örnekle başlayıp, onun üzerinden ne demek istediğimi açıklamaya çalışayım. Numunelik milletvekilimiz Oktay Vural şöyle buyurmuşlar:
TSK’nın “bir psikolojik savaşla karşı karşıyayız” dediği bir süreçte, bir suikast iddiasının ortaya atıldığını, iki sivil giyimli asker şahsın orada bulunmasıyla bir suikast soruşturmasına gidildiğini belirten Vural, şunları söyledi:
“Bülent Arınç olayı bir levye olarak kullanılmış, Özel Kuvvetlerdeki bu kozmik odalara girilmek için bu levye kullanılmış olabilir. Bütün bu süreci yakınen takip etmek lazım.
Demokrasiyle yönetildiğini iddia eden bir ülkenin, demokratik yollarla seçilmiş meclisinin bir üyesinden gelen bu atkafası minvalli açıklamadan şu anlamlar çıkıyor ki, hem meclis içinde hem de medyada bu lügatle konuşan bayağı adam var: “Şimdi devlet diye bir şey var, bir de hükümet denen gerizekalı ve güvenilmez insanlarca seçilen bir zımbırtı var. 2009 yılında militarist bir diktatörlüğe dönmek ayıp kaçacağından bu hükümetlerin varlığı hakkında ses çıkarmıyoruz, ama bu güvenilmez mihraklar yüce devletin sırlarına malik olmayı kesinlikle haketmiyorlar. KOSKOCA TSK varken, onların haddine miymiş hem? Hükümet Türkiye Belediyesi, başbakan da bu belediyenin başkanıdır. Yol falan yapsınlar, politik meselelerle vatanperver üniformalılarımız ilgileniyor zaten.”
“İşte aldığı oyun hakkını veren, seçmenine sadık bir vekil!” dediğinizi duyar gibiyim.
Bu mentalitenin sakat tarafları o kadar fazla ve ben de o kadar fazla şeyi tek tek yazmak için o kadar tembelim ki… Ama deneyeyim yinede.
1) Devlet sırrı nedir? Bana yıllarca anlatsalar da bu sorunun cevabını anlayamam herhalde. Halbuki Fatih Altaylı gibi adamlara “al bu devlet sırrı” diyerek bir kağıt parçası verilse, o saniye Jizz in my Pants şarkısı için alternatif klip görüntüleri elde edilir. Herhalde vesayetçi abilerimiz, herkesin farkında olduğu ama çoğunlukla karanlıkta kalmış günahlarına, devlet sırrı deniyor.
2) Hayır devletin başka türlü bir sırrı da varsa, bu sırrın muhattabı bir grup devlet memuru mudur, yoksa halk oyuyla seçilmiş hükümetler midir? Muasır medeniyetler seviyesinde geçerli olan ikincisidir ama Türkiyemiz gibi erken-cehennem memleketlerde işler karışabiliyor.
3) TSK’nın, elinde silah tutan insanlardan oluşmaklığı vesilesiyle yarattığı tehditkar tavırları dışında siyasi alana müdahil olmasını meşru kılan neyi var? Hiçbir şeyi.
4) Ellerine verilen silahlarla önce kendi hükümetlerine saldırmışlar, sonra onları bir tür kafese koyup hareket alanını sınırlamışlar ki siyasi alanın patronu olabilsinler. (Resmi-ideolojileri çerçevesinde ülkede atkoşturmalarından bahsetmiyorum bile.) Tabii bu işleri yaparken ellerine çokca kan bulaşmış.
5) Geldik en civcivli bölüme. Hiçbir siyasi meşruiyeti olmayan ve tarihine baktığımızda kesinlikle güvenilirliği bulunmayan(çok uzağa bakmaya gerek yok, anahtar kelimelerimiz: Boru; Kağıt Parçası vs.) bir kurum, çok da iç açıcı bilgiler içermeyen ve adına “devlet sırrı” denen bir şeyleri herkeslerden(-ve özellikle seçilmiş hükümetlerden ve adalet mekanizmalarından) saklayabiliyor. Ve vaziyet bu durumdayken bir milletvekili eski halin gayet normal olduğu varsayımından yola çıkarak hükümeti suçluyor. Yetmiyormuş gibi medyanın önemli bir kesimi de aynı omurgasız anlayışı gayet normalmiş gibi tekrar ediyor.
Eh buradan bütün bu itsıpalarına, bu durumun ortalama demokrasiler için hiç de “gayet normal” olmadığını söylemek boynumun borcudur. Zaten hafif hafif normalliğe doğru evrildiğimiz için, birileri bayağı panikteler ve böyle levyeli, fırkateynli mesajlar veriyorlar. Vesayetçi arkadaşlarımızın mabadları, kör mengenelerce sıkıştırılıyor.
Ertuğrul Özkök hazretlerinin dediği gibi.
‘That was a good life’
Ama malesef saltanatınız bitiyor. Çogüzülüyorum.
Categories : Gündem












Son Yorumlar