Kıvırmayın
31 01 2010Gürkan Hacır diye biri yazmış:
Başbakan Erdoğan, ‘Bize ‘Türkiye tek parti diktatörlüğüne gidiyor’ iftirasını atanlar önce aynaya bir baksınlar. Bu ülke tek parti diktatörlüğünü CHP’yle yaşadı ve o diktatörlük döneminde CHP’nin il başkanları aynı zamanlarda o ilin valisiydi, belediye başkanıydı. Ayıp oluyor ayıp, kendinize çeki düzen verin’ dedi. Yani, Başbakan Erdoğan, 2.Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’ye üstü kapalı da olsa ‘Diktatör’ suçlamasında bulundu. Son günlerin flaş milletvekili CHP’li Muharrem İnce de ‘Başbakan aslında Atatürk’e diktatör diyecek de dili varmıyor’ diyerek tartışmayı daha da genişletti. Peki, Erdoğan’ın söylediği doğru mu? Yani İsmet İnönü gerçekte bir diktatör müydü?
…
Bugünden bakınca İsmet İnönü elbette diktatördü. Hem de en sert diktatörlerden biri sayılabilirdi. Ama o günkü emsallerine bir bakınca bu suçlama insafsızlık olur. İsmet Paşa tam anlamıyla tek adam olduğu 1938 – 1950 yılları arasında Almanya’da, Fransa’da, İtalya’da kimler iktidardaydı ona bakmak gerekir: Hitler, Mussolini, Franko… Onlarla kıyaslayınca elbette İsmet Paşa demokrasiye inanan bir devlet adamıydı.
Başbakan bahsi geçen açıklamalarında açıkça İsmet İnönü’ye gönderme yapmış değil. Genel bir tabir kullanıp, “CHP’nin tek parti diktatörlüğü”nden bahsetmiş ki o dönem sevgili Atamızın hayatta olduğu “altın yıllar”ı da kapsar. Muarrem İnce mensup olduğu partiye ve politikacılık mesleğine yakışacak şekilde “BU ADAM ATATÜRK’E DE DİKTATÖR DİYOR, SALDIRIN!” mealli laflar etmiş. Zaten RTE’ye sorsalar, “Yok, ben Atatürk’e demedim İnönü’ye dedim” diye kıvırır herhalde. Ama bir tür dansözlük olan siyaseti bir kenara bırakırsak; Evet Atatürk de diktatördür, İnönü de. Türkiye Cumhuriyeti CHP sultasından anca 1950 yılında kurtulabilmiştir.
Gürkan Bey ise Ortadoğu ve Balkanların gördüğü en andavalca akıl yürütmeyi yapmış(gerçi yürütecek bir aklı var mı, emin değilim). Onun kullandığı mantık şöyle bir şey: “Evet X kişisi katildir, ama onun çağdaşı öyle azılı katiller vardır ki, X’e katil demek insafsızlık olur.” Sanki diktatör olmak tamamen izafi bir şeymiş de, daha azılı diktatörler varken görece naif olanlar diktatörden sayılmazmış gibi saçma sapan bir tespitle karşı karşıyayız. Buradan kendisine sesleneyim(olur da “meşhur muyum ben acaba?” diye düşünüp, adını googlelar da, naçiz blogumuza ulaşır): Yok öyle bir şey. ‘Diktatör’ün literatürde bir tanımı var ve hem Ebedi Şefimiz, hem de Milli Şefimiz bu tanıma gayet iyi uyuyorlar. Kıvırmayın!
Medyamızda “Soner Yalçın etkisi” diye bir şey oluştu. İki kitap okuyup kendini tarihçi sanan embesiller yırtık dondan fırlar gibi peydah oldular. Eminim bu adamlar “Geçmişini bilmeyen geleceğini de bilemez” klişesini özümseyip, cahil halkı aydınlattıklarını falan sanıyorlardır ama kelin merhemi olsa kendi başına sürer. Gürkan Bey de Ebedi Şef ünvanının Atatürk’e, o öldükten sonra İnönü yönetimindeki CHP tarafından verildiğini bilmeyecek kadar cahil.
Bir de “okuyorum ben yeaaaa” mesajını vermek için İnönü’nün Defterler‘inden bahsetmiş. Bilmeyenler için anlatayım. Paşa hazretlerinin defterleri iki tuğla kadar cilt halinde yayınlandı. Ama bir sorun var ki, bu iki tuğlanın içinde önemli bilgi veren bir kaç not dışında işe yarar bir şey yok. Kritik yılların defterleri zaten ortada yok. Elde -bir iki istisna dışında- sadece İsmet Paşa’mızın günü hakkında şöyle notlar var: “Yalovaya gittim. Hamam”, “Ata bindim, düştüm”, “Kayınço geldi okey oynadık” vs. Yani Defterleri okumak marifet değil.
Her şeyden önce, teklemeden çalışan bir beyin lazım.












Son Yorumlar