Kıbrıs'ın Kısa Tarihi 5

13 05 2009

Kıbrıslı Gençlik Platformu üyesi Diren Çakılcı’yla şurada duyurduğum bir röportaj yaptım. Daha doğrusu konu hakkında muhabbet ettik, şimdi de bu muhabbet sırasında tuttuğum ses kaydını yazıya döküyorum. Diren’le Kıbrıs’ın geçmişini ve bugününü konuştuk. Kıbrıslı bir gözün, Kıbrıs’ın karanlık geçmişini ve Kıbrıs’ta çözüm için yapılan çalışmaları nasıl gördüğünü dinlemek benim için hem keyifli, hem öğreticiydi.

Not: Röportajı tek parça olarak yayınlama niyetindeyim ama 2 saatlik konuşmanın yarım saati ‘Word’ hesabıyla 7 sayfa tuttu. O yüzden parçalara ayırdım, dizi olarak yayınlayacağım. Beşinci Bölümde Talat-Hristofyas müzakerelerini ve ERGENEKON’un Kıbrıs’taki etkinliklerini konuştuk.

talat_hristofyas2(9)

Seviyesiz: Hristofyasla Talat arasında müzakereler sürüyor. Bazı konularda anlaşıldı, bazılarında anlaşılamadı. Ana başlıklar neler? Hangilerinde anlaşmaya varıldı?

Diren Çakılcı: Talat Cumhurbaşkanlığına gelirken, politikası Kıbrıs’ta kesin çözüm. Ama gelince karşısında Papadopulos’u buldu. Kırk yıllık EOKA’cı adam. Azılı katillerden biri. Papadopulosla görüşemedi bile Talat. Adam sadece Türkiye’yle görüşürüm dedi. Papadopulos son seçimleri kaybetti, Hristofyas kazandı. Hristofyas’la Talat’ın ayrı bir statüsü var. Nedir bu? Eskiden beri arkadaşlar, aynı ideolojileri paylaşıyorlar, ikisi de solcu ve Leninci. İkisi de Kıbrıs’ta barış istiyorlar. Ayrıca 1992-93’lerde Talat’ın CTP’siyle, Hristofyas’ın AKEL’i arasında Kıbrıs’ın çözümüne yönelik anlaşmalar bile imzalanmıştı. Yani ikisi bir araya gelip yemek yiyebilir pozisyondalar. Denktaş’la Papadopulos gibi düşman değiller yani. Ve Hristofyas kazanır kazanmaz, müzakereleri başlatma kararı aldı. 21 Mart’ta ilk görüşmeleri oldu. Ve ilk görüşmede çözümün nasıl bir zemine oturacağı konusunda anlaştılar. Bu da çok önemlidir. Bugüne kadar, 30 senedir müzakereler olur, hiç böyle bir anlaşma olmamıştır. İki federe devlet olacak ve bir tane federasyonu oluşturacaklar. Tek egemenlik olacak, yani diyecekler ki dünyada bir tane Kıbrıs var. Tek kimlik, tek egemenlik, iki federe devlete dayalı federasyon. Bu konuda anlaştılar. Artık bunun içini doldurmaya geldi sıraya. Eskiden otururlardı masaya, federasyon mu yapalım konfederasyon mu diye tartışırlardı. Ama şimdi oturdukları anda federasyona karar verdiler, içini doldurmaya başladılar. Müzakereleri bölüm bölüm yapmayı planladılar. Başlıklar: Yönetim ve Güç Paylaşımı, AB İlişkileri, Mülkiyet, Ekonomi, Toprak ve Garantiler şeklinde. İlk olarak Yönetim ve Güç Paylaşımı, 2 Eylül’de başladılar, çoğu noktada uzlaştılar, çoğu noktada uzlaşamadılar. Sonra birbirlerini suçlamaya başladılar. Talat kurucu devletlerin daha güçlü olmasını istiyor, Hristofyas merkezi devletin daha güçlü olmasını istiyor. Temel ayrılıkları bu. Yönetim ve Güç’ü kapattılar, Mülkiyeti kapattılar, Ekonomi ve AB açılmıştı, ertelendi. Yönetim ve Güç’ün yarıya yakını çözüldü. Mülkiyet’i ertelediler. Ekonomi ve AB’de çok büyük uzlaşma var. Çalışma sistemleri de şöyle: anlaştıkları konuları ayırıyorlar, anlaşamadıklarını çözümsüzlük sepetine atıyorlar, bütün bu başlıklar bittikten sonra ikinci bir tur olacak ikinci turda bu çözülmeyen konular gündeme gelecek, üçüncü turda da al-ver, pazarlık yapılacak. Bu metodu belirlediler. Talat daha ılımlı bakıyor olaya. Hristofyas’ın genel endişesi Talat’ın yönlendirildiğini düşünüyor ve Türkiye’nin çok büyük etkisinin olduğunu düşünüyor. Ki adam da çok haklı. Hristofyasın temel hedefi, Kıbrıslı bir anlaşmanın yapılmasıydı. Annan Planı gibi İngiltere, Amerika, BM, Türkiye, Yunanistan hazırlamasın anlaşmayı. Biz oturalım, iki tane halkın lideri olarak Kıbrıslı bir anlaşma yapalım diyor özetle. Tarihte ilk olur bu. Şimdi Türkiye Talat’a devamlı baskı ve müdahale yapıyor. Talat müzakerelerde Türk Dışişlerine aykırı hiçbir şey yapamaz. Burada Türkiye’nin elini ayağını çekmesi lazım artık. Türkiye garantörlükten tamamen vazgeçmeli ve tüm askerini adadan çekmelidir. Çünkü hiçbir ab ülkesinin olmayacağı gibi Kıbrıs’ın da kimsenin garantisine ihtiyacı olmayacaktır. Kesme, öldürme fasılları kapandı artık, kim kimi öldürecek ki bundan sonra askeri güce ihtiyaç olsun? Tabi Türkiye bölgede askeri gücünün kırılmasını istemeyecektir. Ancak Kıbrıs sorunun çözülmesi isteniyorsa, herkes gibi Türkiye’de taviz verecek, buna mecburdur.

Seviyesiz: Bu kısım Diren Bey’in isteğiyle kaydediliyor:

Diren Çakılcı: Abdullah Gül’den alıntı yapıyorum: Türkiye eğer aklını kullanırsa, 200 bin kişilik bir nüfusun, 70 milyonun kaderi hakkında karar vermesine engel olur.

Seviyesiz: Son olarak Kıbrıs’taki Ergenekon etkilerini konuşalım.

Diren Çakılcı: En başta Zir Vadisinden bahsettim ya. TMT’nin eğitildiği yer. ergenekon-kibrisKıbrıs’ta bu konu açıldığı zaman, buradan başlar. TMT, o dönemki Ergenekon’un yapılandırdığı bir teşkilat. Hala daha, bugün Kıbrıs’ta Ergenekoncu oldukları iddia edilen kişiler de TMT’nin en önde isimleri. Bir de bakıyorsun, Eroğlu ile Denktaş, kendi içlerinde birbirleriyle ters düşüyorlar. Bana göre bütün bu süreçlerde, günümüze gelene kadar, Ergenekon’un bir numaralı el attığı yer Kıbrıs’tır. Hatta bir iddia var, Talat Cumhurbaşkanı olana kadar, Ergenekon’un merkez üssü Kıbrıs’tı, Talat seçildikten sonra Trabzon’a kaydı, deniliyor. Ne kadar doğrudur bilmiyorum ama Kıbrıs açısından doğru. Cumhurbaşkanı(Denktaş) senden, dolayısıyla yerleşmen çok kolaylaşıyor. Bir de 40–50 bin asker var Kıbrıs’ta. Bu teşkilat askerinin içinde olduğu da göz önüne alınırsa… Eroğlu’ya bakarsak, Eroğlu 98 seçimlerinde, Ergenekon’la bağlantısı olduğu söyleniyor şuan. Neymiş bu bağlantı? Denktaş Ergenekon’a karşı biraz tavır almaya başlamış, yaşlandığı için de, başka birine ihtiyaç duyuluyor. O da Eroğlu. Serdar Denktaş’ı düşünmüşler, o da tehlikeli bulunmuş. Babasına bile kazık atıyormuş. O yüzden Eroğlu’yu belirlemişler. 98’de Eroğlu’nun seçilmesi için Kıbrıs’ta büyük para dağıtmışlar. Eroğlu’yla da ilişkisi bu. Niye yapmışlar bunu, 98 seçimlerini kazanırsa iktidarda kalmaya devam edecek, tek başına iktidar olursa çok daha güçlenecek UBP. 2000’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanmış olacaktı herhalde.

Seviyesiz: 2000 seçimlerinde Eroğlu kesin kazanacaktı demiştin, sonra adaylıktan çekilmişti.

Diren Çakılcı: Orada da Ergenekon’un içinde ya da başka bir gücün devreye girmesiyle karar değişikliği oldu belli ki. Ergenekon’un faaliyetlerine bakarsak Kıbrıs’ta. Her zaman hep Denktaş ve Eroğlu’nu desteklemek, hem de Denktaş

Kutlu Adalı

Kutlu Adalı

ve Eroğlu’ya karşı olanlara baskı kurmak için, gerektiğinde de suikast yapmak için birebir etkili olmuştur. Örneğin Kutlu Adalı. 1996’da Kutlu Adalı kendi evinin önünde öldürüldü. Niye öldürüldü? Yeni Düzen gazetesinde Denktaş’a karşı yazı yazdığı için. Ve hala failleri bulunamadı. Ailesi Türkiye’deydi. Türkiye’de olduğu için ailesi, polis eve giriyor, araştırma yapıyor, belgeler falan filan toplanıyor, Türkiye’ye yollanıyor ve hala iade edilmedi aileye. Silahların balistik raporları hala Türkiye’den bekleniyor. Türkiye’de kilitlendi. Afrika Gazetesi, o dönem Avrupa Gazetesiydi. Avrupa gazetesine bomba atıldı. Niye, Avrupa gazetesi barışı destekliyor. Orada 2-3 kere bomba patlatıldı. Referandum’dan önce Mehmet Ali Talat’ın evinin önünde bomba patladı. Referandum mitinglerinde, en büyük miting olacağı sırada, miting alanında bomba bulundu, o bomba patlasa Kıbrıs’ın yarısı gidecekti. Dönem dönem, arabalar dolusu patlayıcı bulundu. Bu araçların hepsi askeri yetkililere ait olduğu için, hiçbirinde araştırma yapılamadı.

Seviyesiz: Bizdeki iki başlı hukuk sistemi yüzünden işte… Olay askeri mahkemelere gidiyor, bir dava 20 yıl sürüyor, o sırada adam çalışmaya devam ediyor. O sırada yeni bombalar üretilip saklanıyor.

Diren Çakılcı: Aynen, olay silinip gidiyor işte. Yine çok suikastlar var. Hepsi askeri işaret ediyor. Kutlu Adalı’nın yanında en dikkat çekici suikast Raif Denktaş’ın, Rauf Denktaş’ın büyük oğlunun ölümü. Raif Denktaş barış yanlısıydı, sola çok yakındı ve son dönemlerde CTP’ye katılmayı düşünüyordu. Ve trafik kazası sonucunda öldü. Kaza nasıl oldu? Adam normal yoldan giderken, tali yoldan bir askeri araç çıkıp ona çarpıyor. Adam ölüyor. Bu ölümden sonra Denktaş Türkiye’deydi, soruyorlar: ‘Başınız sağolsun, ne diyeceksini?’, ‘vatan sağolsun’ diyor. Tamam anladık. Denktaş’ın karısı, 3–4 sene Kıbrıs’ta kalmadı, Türkiye’ye geldi, Türkiye’de yaşadı. Çünkü Denktaş’la araları tamamen bozulmuştu. Burada ne var, Ergenekon’un Denktaş üzerinde etki kurmaya çalıştığı söyleniyor.

Seviyesiz: Aslında bu Ergenekon Davası’nın sürmesinin en büyük faydalarından biri de Kıbrıs’taki bir sürü cinayetin aydınlanması olacak.

Diren Çakılcı: Tabi tabi. En büyük istediğimiz bu zaten bizim.

Seviyesiz: Peki, o zaman senin bir Kıbrıslı olarak Ergenekon Davası’na nasıl baktığını sorayım…

Diren Çakılcı: Şimdi, Türkiye’deki bu olaylar ortaya çıkınca çok sevindim, onu önce bir söyleyeyim. Çünkü Kıbrıs’ta biraz gizli güç var, herkes bunu biliyor, gizli bir güç var, bu olayları gerçekleştiriyor, arka planda bir şey var ama ne olduğu belli değildi. Bu Ergenekon’un çıkması, bu hayaleti ortaya çıkardı işte. Bir de her şey parça parça aydınlanınca, bunları birleştirince her şey mantıklı bir şekilde oturuyor. Bakıyorsun Ergenekonculara, önde gelen hepsi KKTC vatandaşı. Kim yapmış bunları KKTC vatandaşı? Eroğlu’yla Denktaş. Nasıl yapmışlar? CTP iktidara gelince açıkladı bunları: küçük küçük kâğıtlar üzerinde, adamların isimleri, ailelerinin isimleri yazılmış, mesela: Mustafa Bey ve ailesi vatandaş yapıldı. Doğum yeri yok, adamların adları yok, ikamet adresi: Başbakanlık Binası. Kim bunlar ya? Sinan Aygün de bunlardan çıktı işte, hemen vatandaşlığı iptal edildi. Eroğlu’na sormuşlar, Sinan Aygün niye vatandaş yapıldı diye. KKTC’ye ve Ulusal Dava’ya katkılarından dolayı demiş. Zaten bu Ulusal Dava, Milli Dava dediklerinin ne olduğu tam açıklansa, bildiğin Ergenekon çıkacak. Kıbrıs’ta Ergenekon Depremi diye ilk haberler çıkınca inanılmaz sevindim. Haberlerde Denktaş’ın Mustafa Özbek’le resmini koymuşlar. Düşünüyordum bu Mustafa Özbek kimdir diye? Lefkoşa’dan Girne’ye giderken, dağdan iniyorsun, tek yol var zaten Girne’ye giden, ilk girişte seni Avrasya Otel karşılıyor. Kocaman bir tabelada, Mustafa Özbek’in katkılarıyla falan yazıyor. Düşünüyordum işte Mustafa Özbek kimdir diye? 3–4 sene önce Avrasya TV’yi açtılar, merkezi Kıbrıs’ta. Dedim bu adam Türkiyeli niye Türkiye’de televizyon açmıyor da Kıbrıs’ta açıyor. İşte çözülmüyordu bunlar kafada. Ve hepsi şimdi ortaya çıkıyor. Avrasya TV’nin yayınlarına bakıyorsun, tamamen Milli Dava, Ergenekon. İşte böyle belli başlı adamların Kıbrıs’la bağlantıları, Ergenekon’la Kıbrıs’ın bağlantısını gösteriyor. Suikastların sorumluları kesinlikle bunlar.

-Bitti-



Kıbrıs’ın Kısa Tarihi 4

13 05 2009

Kıbrıslı Gençlik Platformu üyesi Diren Çakılcı’yla şurada duyurduğum bir röportaj yaptım. Daha doğrusu konu hakkında muhabbet ettik, şimdi de bu muhabbet sırasında tuttuğum ses kaydını yazıya döküyorum. Diren’le Kıbrıs’ın geçmişini ve bugününü konuştuk. Kıbrıslı bir gözün, Kıbrıs’ın karanlık geçmişini ve Kıbrıs’ta çözüm için yapılan çalışmaları nasıl gördüğünü dinlemek benim için hem keyifli, hem öğreticiydi.

Not: Röportajı tek parça olarak yayınlama niyetindeyim ama 2 saatlik konuşmanın yarım saati ‘Word’ hesabıyla 7 sayfa tuttu. O yüzden parçalara ayırdım, dizi olarak yayınlayacağım. Dördüncü Bölümde UBP-Türkiye ilişkilerini ve Kıbrıslı seçmenin özelliklerini konuştuk.

Seviyesiz: Seçimden hemen sonra Eroğlu, “bizi Kıbrıs sorununun çözülmesine karşı gibi gösteriyorlar, biz çözüm için çalışacağız” falan demişti. Bir de ikinci bir şey var, Türkiye artık ağzına vura vura çözdürecek bu sorunu, kaçarı yok. Çünkü Türkiye AB’yle tam üyelik müzakereleri yapıyor, AB’ye girmek için de Kıbrıs’ı çözmek zorunda Türkiye.

Diren Çakılcı: Şu anda “ohh” demek istiyorum önce. Bunu düşünen bir Türkiyeli görmek beni sevindiriyor. Çünkü Kıbrıs konusunda Türkiye’de halk, halkı geç gazetecilerden tut, devlet yöneticilerine kadar bilgisiz… Sorunların temelini bilmiyorlar, ilerde ne olur bilmiyorlar, “e olur” mantığıyla gidiyorlar. Tamamen saçma yani. Eroğlu beş sene önce seçimi kaybedince parti başkanlığını bıraktı. Başka başkan seçtiler, bir yıl o başkanlık yaptı, sonra başka bir başkan seçtiler falan. 2009 seçimleri kesinleşince 2008’de Eroğlu yeniden başkan oldu. Burada ne vardı, CTP’ye tepki oyları olacak bunları almamız lazım, kendi içimizde de bu kadar kavga yaptık, bizi birleştiren başkanımıza ihtiyacımız var dediler. Geldi, ama gelirken amacı neydi: Cumhuriyet kurulduğundan beri Eroğlu her zaman Cumhurbaşkanı olmak istemişti, bütün C.başkanlığı seçimlerine girmiştir, rakibi de Denktaş olmuştur. Hiçbir zaman kazanamadı ama. En son 2000’de kazanacaktı, ikinci tura kaldı ikisi ve muhalefet partisi Eroğlu’yu destekliyordu. İkinci turda kesin kazanacaktı. O Ergenekon olayları yine devreye girdi. Karıştı, karıştı Eroğlu ikinci tur seçimlerinden bir gün önce seçimden çekildiğini açıkladı. Niye çekildin dediler. Peşimde 52 tane MİT ajanı var dedi. Şimdi CTP’nin bu seçimde kazanamayacağını görmek ne demektir, 2010’da Cumhurbaşkanlığını seçimleri olacak, orada da Talat seçilemeyecek. Denktaş zaten aradan çekilmiş. E ben Cumhurbaşkanı olayım artık, yeter… Adam üç defa hastaneye yattı bak, hatırlarım, bütün Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra Eroğlu hastanededir, Denktaş da gider onu ziyaret eder. Adamın tek hedefi Cumhurbaşkanı olmak, 40 sene Başbakan olmuş zaten.

Seviyesiz: Eroğlu’nun seçimden sonraki tutumuna dönersek…

Diren Çakılcı: Seçimden önce UBP’nin kurultayı toplandı ve kurultayeroglu kararıyla dediler ki Konfederasyondan başka hiçbir çözüme yanaşmayız. Bu müzakereler bitti demek zaten. Seçimden sonra Talat’ın yanına bir tane gözlemci koyacağız, UBP görevlisi koyacağız, Talat istediği gibi hareket edemeyecek dediler. Hem Talat’ı korkuttular, hem çözüm yanlılarını korkuttular. Kazandıktan sonra bir hafta içerisinde önce Abdullah Gül, sonra Recep Tayip Erdoğan Talat’a destek verdi. Eroğlu da ondan sonra açıklama yaptı müzakereleri kesecek bir düşüncemiz yok, Talat’ın her zaman yanındayız, destekliyoruz dedi. Gözlemci atama işi de unutuldu. Yani Eroğlu Türkiye’den korktu. Türkiye Eroğlu’nu elinde tutmak için o para kozunu kullanmaya devam edecek. Etsin de zaten. Çözüm olsun da… Bundan sonra ne olacak? Eroğlu müzakerelere karışamayacak, çünkü büyük vaatlerle seçimi kazandı. Bu vaatleri gerçekleştirmek için Türkiye’nin para yardımına ihtiyacı var. Türkiye parayı keserse, hatta azaltırsa bile, Eroğlu asla başarılı olamaz. Bu yüzden Eroğlu Türkiye’yle ılımlı devam etmek zorunda.

Seviyesiz: Ilımlı da değil, Türkiye’nin dediğini yapmak zorunda.

Diren Çakılcı: Yapmak zorunda. Bir de düşünüyorsun, ÖRP diye bir parti var Özgürlük ve Reform Partisi, AKP’nin Türkiye acentesi, AKP yönlendirdi bazı milletvekillerini, UBP’den ve DP’den istifa ettiler. CTP-DP koalisyonu bozuldu ve CTP-ÖRP yeni hükümeti kurdu. AKP bir temsilci attı yani oraya.

Seviyesiz: AKP’nin uzantısı işte…

Diren Çakılcı: Zaten seçim otobüsleri de Kadir Topbaş’ın otobüsü. Eroğlu’nun ki de Mustafa Sarıgül’den geldi. Neyse bu müdahaleler olunca, UBP, AKP’ye karşı tamamen tavır aldı. Zaten yıllardan beridir CHP, DSP desteği almışlar. Zaten Kıbrıs la Türkiye’yi ben hala anlamadım. Türkiye’de bir anormallik var o konuda.

Seviyesiz: Nasıl yani?

Diren Çakılcı: Kıbrıs’taki sol partiler, Türkiye’deki sağ partilerle, sağ partilerde Türkiye’deki sol partilerle ittifak içerisinde. UBP aşırı sağ, CHP sol, DSP sol ittifak… AKP sağ, CTP sol.

Seviyesiz: Çıkarları uyuşuyor demek ki. Bak şimdi, CHP sonuçta Türkiye’nin UBP’si gibi bir şey. Ama UBP’nin sürekli muhalefette olanı. Sürekli çözümsüzlük arayışında: Türkiye AB’ye girmesin, Türkiye kendi içindeki sorunlar çözmesin, Türkiye’de o problemleri çözmeye çalışan herkes haksızdır. Ordunun görüşü vardı ya hani, ordunun kendi kırmızıçizgileri vardır, bu çizgilerden herhangi bir konu için vazgeçersen ordu buna tepki gösterir. Hep de gösteriyor zaten hiç durmuyorlar. Her hafta bir basın toplantısı. İşte CHP’de bunun sözcüsü.

Diren Çakılcı: Bir sol parti için yanlış değil mi bu?

Seviyesiz: CHP sol parti değil ki.

Diren Çakılcı: Ben de onu diyorum, sol demeyin artık adamlara. Oklardan iki üç tanesini atsınlar yani.

Seviyesiz: AKP, CHP’den çok daha sol bir parti. Ben onu söyleyebilirim.

Diren Çakılcı: Yani bu ülkede bir türban tartışması oluyorsa, CHP’nin buna destek vermesi lazım, sen nasıl özgürlükçü partisin, nasıl sol partisin?

Seviyesiz: CHP özgürlükçü değil ki. Öyle bir derdi yok CHP’nin. LAST diye bir formülasyon vardır. Laik Atatürkçü Suni Türk. LAST olmayan herkes kötüdür, CHP’nin mantığı bu işte. Hepsi düşmandır. Ordunun mantığı da bu. Kıbrıs’ta da UBP aynı şekilde bir parti, tek farkı o sağ bir parti olduğunun farkında.

Talat_Gul_basin_Toplantisi

Diren Çakılcı: Ama kesin bir şey var ki. 2002’de AKP geldiğinden beri, UBP gücünü yitirdi. Özellikle Eroğlu, Erdoğan’a karşı tamamen düşmanca bir tavır takındı. Ak Parti bunu çok iyi biliyor. Seçim ne zaman oldu? 19 Nisan, bugün 4 Mayıs. 15 gün oldu yani. Normalde aynı gün içerisinde Türkiye’nin önce bir tebrik mesajı göndermesi lazım, aynı hafta içerisinde de karşılıklı ziyaretlerin olması lazım. Hala olmadı. Deniz Baykal meclis kürsüsünden başbakana çağrı yapıyor, Eroğlu’yu niye davet etmiyorsun diye. Eroğlu da AKP’yle ilişkilerini düzeltmek için, ‘Talat’ı destekleyeceğiz, müzakerelere karşı değiliz’ falan filan, Konfederasyonu söylememeye bile başladılar. Konfederasyon imkânsız bir şey zaten, kimse kabul etmez. Türkiye’ye uymaz, Yunanistan’a uymaz, dünyada kabul etmez.

Seviyesiz: Güney hiç kabul etmez, niye etsin ki?

Diren Çakılcı: Tabii etmez… Bu bütün tartıştığımız şeylerin, birleştiği nokta, bu yılsonu olacak. 2009 sonu, 2010 başı yani. 2009 Kasım ya da Ekim’inde Türkiye’nin Rumlar’a limanlarını açması gerekiyor. Türkiye’nin tamam mı, devam mı diyeceği yer bu yılın sonudur. Türkiye’nin yılsonuna kadar müzakerelerin en iyi şekilde sürdürülmesini sağlamak için bir irade göstermesi lazım ve bir anlaşma metninin ortaya çıkarılması lazım.

Seviyesiz: Kıbrıs toplumunda UBP-CTP ayrılığı kapsamında, bir parti fanatikliği var mı? Türkiye’de son yerel seçimlerde ortaya çıkan harita gibi bir kutuplaşma var mı?

Diren Çakılcı: Yok, UBP her yerde oyları süpürdü.

Seviyesiz: Sormak istediğim, Kıbrıslı seçmen bir partinin fanatiği mi, yoksa seçimden seçime değişimler olabiliyor mu?

Diren Çakılcı: Kıbrıs’ta sol partiler hiçbir dönem iktidar olamamıştır. Bir-iki dönem olmuştur, o da koalisyonun küçük ortağı olmuştur, 2–3 milletvekiliyle. Kıbrıs’ta %40 civarında sol kesim var, bunun geriye kalanı sağ ve sağ 35 sene boyunca iktidar olmayı başardı. 2000’den sonra, %15-%20’lik bir dengeleyici unsur oluştu. CTP’nin en son seçimde aldığı %30 oy, tabanının oyudur. UBP’nin de %30–31 civarında bir tabanı var. Ama son seçimlerde %44 oy aldılar. O aradaki fark, CTP’yi iktidara getiren kesim. Bu ikisi dışında kalan partiler çok da etkili değiller. Bazı bölgeler var, İskele, Güzelyurt gibi. Buralarda ağırlık UBP’de, çünkü buralarda Türkiye’den göçmen çok fazla var. O göçmenlerin de korkusu, Kıbrıs’ta çözüm olursa adadan çıkarılacakları. UBP’de bu korkunun üzerine oynayarak oy alıyor. Ha bundan sonra seçim olursa Kıbrıs’ta, ne kadar Kıbrıslı tüter seçim? Tütmez. Çünkü UBP vaatlerini yerine getiremezse, sonraki seçimleri kazanmak için vatandaş almaya devam eder. 160bin seçmenin 100bini TC kökenli. Bunun arttığını düşün, burada Kıbrıslıların iradesinden bahsedebilir miyiz? Bahsedemeyiz.



Kıbrıs’ın Kısa Tarihi 3

12 05 2009

Kıbrıslı Gençlik Platformu üyesi Diren Çakılcı’yla şurada duyurduğum bir röportaj yaptım. Daha doğrusu konu hakkında muhabbet ettik, şimdi de bu muhabbet sırasında tuttuğum ses kaydını yazıya döküyorum. Diren’le Kıbrıs’ın geçmişini ve bugününü konuştuk. Kıbrıslı bir gözün, Kıbrıs’ın karanlık geçmişini ve Kıbrıs’ta çözüm için yapılan çalışmaları nasıl gördüğünü dinlemek benim için hem keyifli, hem öğreticiydi.

Not: Röportajı tek parça olarak yayınlama niyetindeyim ama 2 saatlik konuşmanın yarım saati ‘Word’ hesabıyla 7 sayfa tuttu. O yüzden parçalara ayırdım, dizi olarak yayınlayacağım. Üçüncü Bölümde CTP yönetimi altındaki Kıbrıs’ı ve son seçimlerde CTP’nin mağlubiyet sebeplerini konuştuk.

Seviyesiz: Şimdi biraz daha günümüze yaklaşalım. Talat seçildi, Referandum’dan Evet çıktı, içeride çeşitli reformlar oldu. İnşaat sektöründe bir gelişmeye bağlı olarak ekonomide iyileşme başladı. Ama Orams davasıyla bu gelişme durdu. Ayhan Aktar CTP’ye diyor ki, “Siz çözüm için geldiniz ama Rum malının üzerine ev dikerek çözümsüzlüğü pekiştirdiniz, bu ne yaman çelişkidir.” Bu konu hakkında ne diyeceğiz mesela?

Diren Çakılcı: Kıbrıslı bir profesörün bir sözü var: Kanla koçan alınmaz. Yani sen tamam savaşı kazanmışsın, ama neye dayanarak gelmişsin, o garanti anlaşmasına dayanarak. Görevin ne? Barışı sağlayıp gitmek. Sen oraya yerleşiyorsun, Türk malını geç hadi, Rum malının üstüne yerleşip bunu dağıtıyorsun. Ne oluyor? Uluslar arası ticarete açıyorsun. Yabancılar gelip oradan eve alıyor, Rum malı üzerine villa yapıyorsun ve yabancı alıyor. Adamın haberi yok Kıbrıs Sorunu’ndan falan.

Seviyesiz: Güzel bir ada diye düşünüyor.

Diren Çakılcı: Hah Kıbrıs sorunu çözülsün diye bir derdi yok. Zaten gelen yabancıların çoğu emekli İngilizler. Yani adam alıyor emekli ikramiyesini geliyor orda bir villa yaptırıyor ya da hazır bir villa satın alıyor. Oturuyor, işte bundan sonra ömrüm rahat geçsin diye düşünüyor. Adamın politika falan düşünmüyor.

Seviyesiz: Adam düşünmüyor, ama hükümet ne düşünüyor bu izinleri verirken?

Diren Çakılcı: Annan Planı’na göre, belirli bölgeler dışında Rumlara toprak iadesi olmayacaktı. Oralarda sınırda 51 tane köy ve Güzelyurt bölgesi. Yapılan bu villalar da Girne bölgesinde.

Seviyesiz: Ama şöyle de bir şey var. Annan Planı kabul edilmedi güneyde.

Diren Çakılcı: Bizimkilerin en büyük hatasıdır belki. Her şeyi Annan Planına göre uyguladılar.

Seviyesiz: O zaman UBP’nin vakti zamanında fazladan fazladan Rum mallarını dağıtması gibi, aynı hatayı, CTP yönetimi de yaptı.

Diren Çakılcı: Doğru yaptı. Mesela ben başbakana bir toplantıda sormuştum. En büyük özeleştiriniz nedir diye? Rumlara fazla güvendik demişti. Niye?

Seviyesiz: %74 Oxi’yi alınca…

oxiDiren Çakılcı: 24 Nisan’da yapıldı Referandum. 23 Nisan gecesine kadar herkes emindi ki, Kuzeyden de Güneyden de Evet çıkacak.

Seviyesiz: Kuzeyden de mi emindiler? Türkiye’den bakışı söylemek gerekirse, malum bizim milliyetçiler daha bir yoğundur- Bizim Türkler asla Evet demez, Hayır derler şeklinde bir propaganda vardı.

Diren Çakılcı: Hı hı, öyle zannetsinler. Güneydeki durum neydi? AKEL en büyük parti orada. Meclisi elinde tutuyorlardı. Evet diyeceklerdi. AKEL’in yıllardan beri politikası bu. Son gece AKEL’in üst yönetim kurulunda oturuyorlar ve Hayır diyelim diye karar veriyorlar. Sebebini kimse bilmiyor. Açıklanmadı.

Seviyesiz: Tahmini bir şeyler var mı?

Diren Çakılcı: Tahminler var ama ne kadar gerçekçi olur, şüpheli.

Seviyesiz: Bildiğim kadarıyla Güney’in en sağ partilerinden biri Referandum’a tek evet diyen partiydi değil mi?

Diren Çakılcı: Evet, DİSİ. EOKAcıların partisi.

Seviyesiz: Peki, ne düşündüler? Kendilerini yenileyip, değiştiler mi? Yoksa önce birleşelim sonra yeriz bunları diye mi düşündüler?

Diren Çakılcı: Sen Avrupa Birliği üyesisin, bütün dünya seni tanıyor. Kim kimi yiyor yani? AB garantisi var. Referandum da Hayır denmesinin en büyük neden, bunların Ulusal Konseyleri var, bütün parti başkanları görüşleri ne olursa olsun, cumhurbaşkanı başkanlığında toplanıp karar alıyorlar. Diyorlar ki: Biz 24 Nisan’da zaten AB’ye gireceğiz. Evet desek de gireceğiz Hayır desek de. AB’ye girelim, sorun çözülmesin, güçleniriz, güçlenince de daha fazla taviz alırız. Burada da kim suçlu, AB suçlu. Aslında AB’de suçlu değil. 1998’de AB seni masaya çağırdığı zaman gitseydin, sen de orada imza atacaktın, hem hakların olacaktı hem de çözüm olduğu takdir de adanın tamamı AB’ye girecekti. Ama Denktaş gitmedi, sadece Rum tarafı gitti, imzasını attı. Ondan sonra ne dediler 24 Nisan 2004’de Kıbrıs Cumhuriyeti kayıtsız şartsız AB’ye girecek. Adamlar haklı yani. Referandum gecesi Papadapulos çıkıyor televizyonda ağlıyor, ulusa sesleniş yapıyor. Hayır deyin diye yalvarıyor halka. Biz AB’ye gireriz onlar düşünsün diyor. Sonuç ne Güneyde %75 hayır, Kuzeyde %65 evet. Yan tarafta AB’ye girmişler havai fişekler patlıyor, öbür tarafta millet ağlıyor. Kim suçlu? Denktaş suçlu.

Seviyesiz: Şimdi gidip Denktaş’a sorsan, “Çok mutluyum, iyi ki bölmüşüz, hayat çok güzel” falan der herhalde.

Diren Çakılcı: Ne olacak, tanırlar bizi. Kısa zamanda tanınacağız, Türkiye var onlar bizi korur. Biz yiyelim içelim, bizi destekleyenleri de yedirelim. 80’e gelmişim zaten diye düşünüyordur herhalde.

Seviyesiz: Son seçimlere gelelim şimdi de. UBP fırladı bir anda.

ubp1Diren Çakılcı: Fırlamadı, fırlattılar. Sen hayatında, hatta dünyada seçime yönelik bildirgesi olmayan, manifestosu olmayan, seçime yönelik programlara katılmayan bir partinin tek başına iktidar olduğunu gördün mü hiç? Onu da geç, 30 sene, 35 sene bulunduğu ülkenin insanlarını süründürüyor ve bugünkü duruma getiriyor ve hala iktidar oluyor.

Seviyesiz: Radikal yazarı Erdal Güven katıldığı Diyalojik programında Kıbrıs’ın gelmiş geçmiş en temiz seçimleri buydu’ demişti. Fazla mı temiz diyorsun?

Diren Çakılcı: Temiz de ne açıdan temiz? Bugüne kadar Kıbrıs’ta bütün seçimlerde Türkiye’nin birebir etkisi ve yönlendirmesi var. Mesela son seçimin sayılarına bakarsan 160bin seçmen var, 100bini T.C kökenli. Türkiye’de başbakan ne açıklama yaparsa insanlar ona göre oy veriyor. Onu geç, yeni çıktı bu Ergenekon olaylarıyla, mesela 98’de parayı veren düdüğü çalar sistemi vardı. Parayı aktarıyorlar, insanlara dağıtıyorlar, bir gecede seçim kazanıyorlar. Bu seçimde olmadı, bu yönden en temiz. Bu yüzden de zaten Türkiye’ye tamamen zıt bir parti başa geldi. Ama pis bir tarafı ne pis tarafı? Yine oy satın alındı, ama bu sefer iç dengelerin etkisiyle. Nasıl alındı? CTP iktidara geldiğinden itibaren temel politikası neydi?

Seviyesiz: Türkiye’ye daha az bağımlı olmak…

Diren Çakılcı: Hah. Kendi ayaklarımızın üzerinde duralım, hem Türkiye’ninctpbg yükünü azaltalım, hem de biz artık taviz vermekten vazgeçelim, kendi kendimizi yönetelim. Bunun yanında, temel hedef ne oldu AB’ye uyum. Zaten başlattılar, müzakereler de oldu AB’yle. Seçimden bir ay önce uyum programı açıklandı. Maddi kaynaklar falan AB tarafından karşılandı. Temel politika buydu. Bunun yanında statüko diye bir şey çıktı ortaya. Neydi statüko, hem bürokraside, hem partilerde, hem memur kitlesi içinde, halkın beyninde o statüko, o bilinç, ne deyim artık gelen oldu artık 30 sene boyunca, nedir bu statüko? Hazır bulup yemek, oturup yemek. Kıbrıs’ta statüko bu. Bunu değiştireceğiz dediler. Tarihi İnönü Meydanı var Kıbrıs’ta, hayatında görmediği kalabalığı gördü. Mesela ne yapıldı bu yönde, dendi ki: “Bütçe giderleri çok fazladır, memur ve emekli maaşları bu giderlere sebep olmaktadır. Devletin kazançları memur maaşlarını ödemeye yetmemektedir.” Hem devlette çalışıp, hem emekli olanlara dediler ki ya emekli ol emekli maaşı al, ya da çalışmaya devam et oranın maaşını al. Mantıklısı da bu değil mi zaten? Ama tepki geldi tabi, para geliyordu sana, sonra paran kesildi. Sen tepki göstermez misin?

Seviyesiz: Elektrik zammı olmuş sanırım, o da bayağı tepki almış.

Diren Çakılcı: 1997 veya 98’e kadar Kuzey’in elektriğini Rumlar veriyordu. Santraller güneydeydi çünkü. Ve Rumlar bunu ücretsiz veriyordu. UBP bunu parayla satıyordu. Bu paranın nereye gittiği belli değil. 97’de Teknecik Santrali yapılıyor küçük bir santral, o da Türkiye’nin yardımıyla. Diyorlar ki işte: “Artık Rum’dan elektrik almayacağız. Kendi ayaklarımızın üzerinde durabiliyoruz. Biz tanınırız da…”(Seviyesiz: O milliyetçi söylem hep giriyor araya). Yaptılar santrali ama bildiğin dandik bir şey o. Ve karşılamamaya başladı. Bölge bölge elektrik kesintileri oluyordu. Çok yağmur yağdığı zaman elektrik kesiliyordu. Santraldeki sistemlere su giriyormuş. 3 gün 4 gün elektrik olmadığı oluyordu. Ve yıllarca beleş alıp, parayla satmasına rağmen yatırım yapılmadı. CTP’nin Maliye Bakanı Ahmet Uzun’un en büyük hedefiydi bu, elektrik sorununu çözmek. Önce karşılaman lazım elektiriği, var olan gücü 2-3 katına çıkardılar. Yeni santraller kurdular. Her fatura geldiği zaman her kw başına halktan 10 kuruş fazla aldılar. Halka duyuruldu bu, kimse itiraz etmedi. Bu 10 kuruşlarla adamlar santral kurdu. Ama son iki-üç senede petrolün fiyatının artmasıyla, elektrik zamları oldu. Ama ödemeler normal fiyatındaydı, yani hükümetin kar etmek gibi bir derdi yoktu. Ama halk elektriği gerçek fiyatında ödemeye başlayınca büyük bir tepki oldu. CTP geldiği zaman 35 senenin viranesini aldı. Hiçbir şey yok. Bütün para Türkiye’den geliyor. Bir sürü borcun var, hem içe hem dışa. Altyapı yok, sistem yok, mekanizma yok. Hiçbir şey yok.

Seviyesiz: Turizm’de doğru düzgün yok sanırım?

Diren Çakılcı: Turizm dediğin, İstanbul’da adam gidiyor acenteye, otelin parasını ödüyor, uçağın parasını ödüyor, havaalanına iniyor, otelin özel limuzini alıyor adamı otele götürüyor, adam bir gün kumar oynayıp ertesi gün Türkiye’ye dönüyor. Ne kaldı Kıbrıs’a. Yani ayda yılda bir İngiliz turist gelecek de… Neyse işte, bu viraneyi düzeltmek çok zor. 35 senenin yıkıntısını, 5 senede düzeltebilir misin? Düzeltemezsin.

Seviyesiz: Bir de Türkiye tarafı var bu işin. Türkiye’de 2002’de AKP seçilince bütçeyi sıkma politikası başladı, bu Kıbrıs’ı da etkiledi tabii.

Diren Çakılcı: Kredi azaldı işte. Düşün sen seçime giriyorsun, sendikalarla masaya oturuyorsun, %1 bile artış vermiyorsun. 3 sene boyunca %0 artış. Düşün seni oraya getiren o memur ve işçi kesimine artış veremiyorsun.

Seviyesiz: Ki CTP de tamamen sendikalara dayanıyor.

Diren Çakılcı: Tabii ki milletvekilleri sendika başkanlarıydı.

Seviyesiz: Ama bazı sendika başkanları da seçilemedi bu son seçimlerde.

Diren Çakılcı: Bakanlar bile kazanamadı, sendika başkanlarını geç.

Seviyesiz: UBP ne yapabilir?

Diren Çakılcı: Hiçbir şey.



Kıbrıs’ın Kısa Tarihi 2

8 05 2009

Kıbrıslı Gençlik Platformu üyesi Diren Çakılcı’yla şurada duyurduğum bir röportaj yaptım. Daha doğrusu konu hakkında muhabbet ettik, şimdi de bu muhabbet sırasında tuttuğum ses kaydını yazıya döküyorum. Diren’le Kıbrıs’ın geçmişini ve bugününü konuştuk. Kıbrıslı bir gözün, Kıbrıs’ın karanlık geçmişini ve Kıbrıs’ta çözüm için yapılan çalışmaları nasıl gördüğünü dinlemek benim için hem keyifli, hem öğreticiydi.

Not: Röportajı tek parça olarak yayınlama niyetindeyim ama 2 saatlik konuşmanın yarım saati ‘Word’ hesabıyla 7 sayfa tuttu. O yüzden parçalara ayırdım, dizi olarak yayınlayacağım. İkinci Bölümde son seçimlere kadar adada yaşananlardan bahsettik.

Seviyesiz: 1974′e kadar gerçekleşen çatışmalardan ve 74 sonrası Kıbrıs’ın durumundan bahsedelim biraz.

Nikos Sampson

Nikos Sampson

Diren Çakılcı: 74′e kadar mücadeleler devam ediyor adada. Türkler çok zor durumda. Getto dedikleri bölgelere ayrılmışlar göçmenler. Can tehliken var. Pazara falan çıkamıyorsun. Adam seni sokaktan alıyor, ovanın bir yerinde öldürüp gömüyor. Kimsenin haberi olmuyor. Hala daha bugün babasının dönmesini bekleyenler var, çıkmış çarşıya gitmek için hala gelmemiş eve. Bunun korkusu var. Ve Türkiye hala müdahale etmiyor. Yalvarıyor Kıbrıslı Türkler resmen ama etmiyor. Dış güçlerin etkisi var, İsmet İnönü yeterli askerimiz yok falan diyor. Niye adaya müdahale edildi, 20 Temmuz 1974′den çok kısa bir süre önce Yunanistan’da darbe oluyor, cunta yönetime geçiyor, aynı cunta Kıbrıs’ta Makarios’a darbe yapıyor ve Makarios şans eseri İngiltere’ye kaçıyor. Ondan sonra cuntacılar Nikos Sampson diye bir gazeteci katilini, bildiğin katil, onu başa getiriyorlar. Yani Cumhurbaşkanı yapıyorlar. Türkiye buna tamamen karşı tabii. Çünkü işte 60′dan önce yapılan garanti antlaşmasını, ittifak antlaşmasını ihlal ettin diyorlar Yunanistan’a. Türkiye’nin yapması gereken ne? Ne oldu adada anayasa bozuldu. Garanti antlaşması ne diyor? Adadaki anayasanın tehlikeye girmesi durumunda, durumun devam etmemesi için garantör ülkelerin görevi nedir? Bir tane ülke içinden çıkar gönüllü olarak. Diğer garantörlerle konuşur. Birlikte müdahaleyi tartışırlar. Eğer diğer ülkeler buna yanaşmazsa, tek başına da müdahale edebilir. Türkiye bu hakkını kullandı zaten.

Seviyesiz: Türkiye galiba önce zaten İngiltere’yle görüşmeler yaptı, olmayınca yalnız müdahale etti. Ondan sonra Ecevit’le operasyon başladı.

Diren Çakılcı: Evet. “Adaya barış götürmeye gidiyoruz, sadece Türklere değil Rumlara da barış götürmeye gidiyoruz”. Geldiler. Gerçekten Rumlar da yani Türkiye sayesinde cuntadan kurtuldu. Türkiye geliyor adaya, Kıbrıs Türkleri tabi büyük bayram içerisinde, sevinç içerisinde. Ee kısa sürede adanın yarısına yakınını aldılar.

Seviyesiz: Önce ilk operasyonlarla belli bir yere gelindi işte, sonra ikinci operasyonla yine ilerlendi sanırım.

Diren Çakılcı: Öyle değil işte.

Seviyesiz: Öyle değil miydi?

Diren Çakılcı: İlk operasyon oluyor 20 Temmuz’da ondan sonra ateşkes oluyor. Tabii Türkiye geliyor, ama çok geliyor. Nasıl çok geliyor, Türklerin mesela toprakları %15 falan, şuan tuttuğumuz elimizde %36 gibi bir şey. %10-15lik bir Rum hakkı ihlal ediliyor. Hatta Türkiyeliler övünerek anlatır, Komutan devam etmeye karar vermiş de, gitmişler, gitmişler İngiliz Üslerine dayanınca demişler yeter bu kadar gitmeyelim daha fazla. Durdu, tamam güzel, görevini yaptı, yerine getirdi. Sonra 16 Ağustos’ta ikinci hareket oldu. İkinci hareket ne oldu? Türkiye büyük bir askeri gücünü adaya gönderdi, yerleşmeye! Buna hakkı yoktu.

Seviyesiz: Anayasal Kurumu yeniden kurup, çekilmesi lazımdı galiba?

Diren Çakılcı: Tabii ki, zaten cuntayı devirmiş oldu o müdahaleyle, ondan sonra Makarios’un adaya dönmesi falan var. Ama geldi ve gitmedi, yerleşti. Hala da gitmiyor.

189494

Seviyesiz: Sınır bölündü. Ama o ilk bölünmeden sonra birleşme için çeşitli görüşmeler olmuştu. Hatta ilk kez iki devletli federasyon fikri o zaman, Türkler tarafından ortaya atılmıştı. Ondan sonra bir anda konfederasyon fikrine dönülmüş. Orada kilitlendi sanırım her şey.

Diren Çakılcı: 77′de ilk kez toplumlar arası görüşmeler başlıyor. Makarios’la Denktaş arasında.

Seviyesiz: Neye göre Denktaş mesela? Onu da sorayım. Kuzey bölündükten sonra orada bir meclis mi oluştu yoksa Denktaş’ı Türkiye falan mı atadı?

Diren Çakılcı: Onları anlatmadık tabi. Zaten bugünkü sorunun en büyük temeli odur. 63 de toplumlar çatışmaya başladığında, Türkler tamamen bütün devlet kurumlarından çekiliyorlar. Görevlerinden çekiliyorlar.

Seviyesiz: Çekiliyorlar mı atılıyorlar mı?

Diren Çakılcı: Atılmıyorlar, çekiliyorlar. Niye çekiliyorlar? Diyorlar ki bizim can güvenliğimiz yok. Devlet dairesine gidiyoruz, zaten yarısından fazlası Rum, orada sen memursun, can tehliken var. Bunun yanı sıra TMT’nin de tehdidi var. Onlarda taksim meselesini düşünüyor. Ama Türkiye devlet yönetiminden çekilmeyin, ondan sonra tamamen onların yönetimine geçecek devlet diyor. Zaten mesela bugünde bu devam ediyor ya, bizi tanımıyorlar onları tanıyorlar, meşru devlet onlar diye. 1964′deki bir kararla oldu o. BM bir karar yayınladı 64′de, işte adadaki çatışmaları durdurmak için oraya bir Barış Gücü gönderiyoruz ve oradaki meşru hükümeti yardım edecek, destek verecek. Meşru hükümet kim: Kıbrıs Cumhuriyeti. O günden itibaren hala onları tanıyorlar, normali de o zaten. Biz 64′de ne yaptık, gittik Kıbrıs Geçici Türk Yönetimini kurduk.

Seviyesiz: Ne iş yapıyor bu?

Diren Çakılcı: İşte Türklerin günlük sosyal sorunlarını, kısa süreli sorunlarını çözmek için… Gerek vardı tabii buna. Ondan sonra Kıbrıs Türk Otonom yönetimi kuruldu. Niye yapıldı? Sormak lazım.

Seviyesiz: Neye dayanarak?

Diren Çakılcı: İşte devlet içinde devlet kuruyorsun.

Seviyesiz: İyi de Rumlar da buna sessiz kalmadı, bu da çatışmayı bir şekilde etkilemiştir.

Diren Çakılcı: Tabii ki etkiliyor, arttırıyor. Ama işte haklı durumda oluyorsun. Niye çünkü adam beni öldürüyor diyorsun. Kendini savunman lazım. Askeri gücünde yok tamamen Mücahit Teşkilatına dayanıyorsun. TMT’nin savunmasıyla…

Seviyesiz: Mücahit Teşkilatı dediğin bildiğin asker mi yoksa suikastlartmtciler düzenleyen bir tim mi?

Diren Çakılcı: Bildiğin silahla, mahallelerde bekliyorlar. Sokak aralarına barikatlar falan kuruyorlar, orada tamamen çatışma var. 63′den 74′e kadar sürekli sıcak çatışma var. Düşün… Kıbrıs Türk Otonom yönetimi kuruldu, 74′de müdahale olunca Kıbrıs Türk Federe devleti kuruldu. KTF’de amaç neydi, anayasanın birinci maddesinde yazar: İleride kurulacak olan Birleşik Kıbrıs Federe Devletine zemin hazırlamak ve uygun şartları yaratmak için, eğer böyle bir şey kurulursa da kendini feshederek o federasyonun kurucu devleti olmayı kabul eden bir devlet kurduk’ diyor. Kurdunuz tamam, anladık. Buradan anladığımız Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye’nin politikası federe. Federasyon istiyorlar. Rumlar hala karşı, ne diyor Rumlar. Siz devleti bıraktınız gittiniz, geri dönün Kıbrıs Cumhuriyeti’ne devam edelim. Türk tarafı da diyor ki hayır, yeni bir devlet kurmamız lazım, o da federasyon olacak. İki federe devlet, bir federasyon olacak.

Seviyesiz: Ama şöyle de bir durum oluştu. Anayasa da ileride kurulacak olan Kıbrıs Birleşik Cumhuriyeti’ne atıf varken, aynı zamanda Eşdeğer Mal Komisyon’u kuruluyor. Tezat yok mu burada?

Diren Çakılcı: Bu günün şartlarına göre uygundu, doğru bir politikaydı. 74′de sınır çekiliyor ve mübadele antlaşması yapılıyor. Türkler güneyden kuzeye, Rumlar da kuzeyden güneye gelecek. Ki Türklerin çoğu güneyde oturuyor. Limasol, Baf falan bu bölgeler Türklerin yoğun olduğu bölgeleri. Getiriyorlar bunları, Rumlardan boşalan yerlerle yerleştiriyorlar. Tabii ki bunu yapmak zorundasın nereye yerleştireceksin o kadar nüfus geliyor.

Seviyesiz: Ama tapuların dağıtılması.

Diren Çakılcı: Hah. Yanlış olan yer tapuların dağıtılması. Sen başkasının malını başkasına mal yapıyorsun. O dönem Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin Yüksek Mahkeme Başkanı itiraz ediyor buna. Tabi adamı kimse dinlemiyor. Adam hukukçu gözüyle bakıyor. İleride çok büyük sorunlar olacak falan diyor. Kimse dinlemiyor. Geliyoruz günümüze bugünkü Orams Davası’nın sonucu işte… Açıklandı yani, hata tamamen ortaya çıktı. Onu geç hadi dağıtıyorsun, göçmenlere dağıtıyorsun, Rum da yapıyor bunu bazı bölgelerde. Ama o çoğunluğunda yeni arsalar ve yeni evler yapıyor. Yapıyorsun bunu. Ama ondan sonra ne yapıyorsun. Hem eşit dağıtmıyorsun, hem de Türkiye’den bir sürü nüfus getiriyorsun, hepsini onlara veriyorsun. Yerli göçmenleri yerleştirmiyorsun, sen adaya nüfus naklediyorsun.

Seviyesiz: O zaten taksimden sonra Kuzey’e Türkiye’nin dayattığı bir politikasıdır. Kuzeyi Millileştirmek…

Diren Çakılcı: İşte tezat politikalar. Federasyonu savunuyorsun, bir de bölücülüğü arttırıyorsun.

Seviyesiz: Başta o Federasyon söylemi varken, ne zaman Konfederasyon söylemine geçildi? Yine Denktaş yapmış galiba o işi.

Diren Çakılcı: Denktaş sağ olsun… Görüşmeler her zaman devam etmiş. Federasyona yaklaşıyor Rumlar. Görüyorlar ki bölünme kalıcı hale geliyor. Hem asker geliyor hem nüfus geliyor Türkiye’den. Yaklaşıyorlar federasyona. Tam federasyona yaklaşmışken, anlaşma yapılacakken, Türk dış politikası değişiyor. Konfederasyon. Niye? İşte bu kadar zaman oldu, biz devlet kurduk, kökleştik burada, güçlendik akıllarınca, 20 Temmuz 1974′den adaya Türkiye geldi ve ne oldu Türkler güçlendi. Biz adanın yarısını Rumlardan aldık, Rumları yendik. Biz yendik, biz kazandık niye biz daha fazla taviz verelim? Biz ayrı bir devlet kuralım.(Seviyesiz: Kime tanıtacaksın o devleti?) Bu mantıkla…

Seviyesiz: Sadece bunun olması biraz yanlış görünüyor bana. Sadece o yoğun milliyetçi zihniyetle, hani kanla aldık vermeyiz mantığıyla oranın ilhak edilmesi, Denktaş vs.nin yapabileceği bir iş, ama Türkiye’nin buna onay vermesi biraz saçma değil mi? Başka nedenler yok mu?

Diren Çakılcı: Saçma. Başka neden olarak her zaman şey derler mesela. Denktaş ve Türkiye ilişkisi diğer Kıbrıslı Türk liderleriyle Türkiye ilişkisi gibi değil, Denktaş’ın ağırlığı fazladır derler. Türkiye Denktaş’ı fazla yönetemiyor derler. Pek bilinmez bu mesela, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulurken Türkiye’ye tamamen sürpriz olmuştur. Türkiye Denktaş’a sürekli baskı yapıyor, Cumhuriyet kurmayın hem görüşmelere darbe vurur, hem uluslar arası ilişkilerimiz bozulur diye. Hayır, kendi başına son gece meşhur bir toplantı yapıyor. Bütün parti başkanlarını saraya topluyor, yemeğe ve orada ilan ediyor, diyor ki: “Şu toplantı başladığı andan itibaren Kuzey’in, bütün uluslar arası hatlarını kesmiş durumdayız, açıklıyorum ki yarın sabah Cumhuriyeti ilan ediyoruz.” Karşı çıkanlar var, kim karşı çıkıyor? Cumhuriyetçi Türk Partisi ve Toplumcu Kurtuluş Partisi(daha sonra Toplumcu Demokrasi Partisi oluyor). Bu iki parti çıkıyor. Denktaş resmen tehdit ediyor bunları: “Siz karşısınız tamam karşı olabilirsiniz, ama biz yarın Cumhuriyeti ilan ediyoruz. Siz de takdir edersiniz ki Cumhuriyet kurulduktan sonra, Cumhuriyete karşı olan partilerin ve parti başkanlarının siyasi faaliyetlerine devam etmesi, hatta bu devlette yaşaması vatan hainliği sayılır. Siz bilirsiniz, siz düşünün” diyor. Ertesi sabah mecliste Bağımsızlık Bildirgesi okunuyor. Bütün partiler mecburen oybirliğiyle Cumhuriyeti ilan ediyorlar.

Seviyesiz: Neden Cumhuriyet ilan ediliyor?

Diren Çakılcı: Belki küçük bir etkendir ama bence mantıklı. Kıbrıs Türk Federe Devleti anayasası Cumhurbaşkanı’na tek dönemlik hak verir. Tek dönemden sonra cumhurbaşkanı olamazsın. 1984’de normale göre seçimler olacaktı anayasaya göre ve Denktaş aday olamayacaktı. KKTC anayasasında göre bir kişinin Cumhurbaşkanı olma süresi sınırsız hale getirildi. Onu geç Denktaş 74’de Kıbrıs Türk Federe Devleti’nden emekli oldu. Ama 83’te yeni devlet kurulunca tekrar göreve başladı ve 2004’te yine emekli oldu. Denktaş şuan iki emekli maaşı alıyor.

Seviyesiz: O zaman Denktaş’ın şahsında bir soru sorayım. Türkiye’yleseninleyizgf1 ilişkileri farklı diyorsun, neye dayanıyor bu ağırlık? Kıbrıs içinde mi çok popüler, yoksa Türkiye’de daha bir geniş bir bağlantı ağı mı var, hükümetlerden bağımsız? Sanırım orduyla bayağı bir yakın Denktaş.

Diren Çakılcı: Tabii ki. Her zaman Türkiye’de asker, güvenlik güçleri, Denktaş’ı savunmuştur. Milli Kahraman Denktaş, Seninleyiz politikaları.



Kıbrıs’ın Kısa Tarihi 1

7 05 2009

Kıbrıslı Gençlik Platformu üyesi Diren Çakılcı’yla şurada duyurduğum bir röportaj yaptım. Daha doğrusu konu hakkında muhabbet ettik, şimdi de bu muhabbet sırasında tuttuğum ses kaydını yazıya döküyorum. Diren’le Kıbrıs’ın geçmişini ve bugününü konuştuk. Kıbrıslı bir gözün, Kıbrıs’ın karanlık geçmişini ve Kıbrıs’ta çözüm için yapılan çalışmaları nasıl gördüğünü dinlemek benim için hem keyifli, hem öğreticiydi.

Not: Röportajı tek parça olarak yayınlama niyetindeyim ama 2 saatlik konuşmanın yarım saati ‘Word’ hesabıyla 7 sayfa tuttu. O yüzden parçalara ayırdım, dizi olarak yayınlayacağım. İlk Bölümde 1974′e, yani Türkiye’nin adaya müdahalesine kadar Kıbrıs’ın durumu konusunu işledik.

Seviyesiz: Öncelikle bölünmeden önceki dönemi konuşalım. İngiliz yönetimi ve Kıbrıs Cumhuriyeti dönemlerinden başlayalım. Önce İngiliz yönetimini sorayım. İngiliz idaresi altında Türk-Rum ilişkileri nasıldı?

Diren Çakılcı: Öncelikle Türklerin adaya gelişi nasıl oldu? Osmanlıyla oldu tabiki 1571′den sonra. Onun öncesinde Latinler yoğunluktaydı adada. Tabi Rumların çoğunun gelmesi de Osmanlı döneminde oldu. Çünkü Osmanlı bölgelerinden geldi yine Rumlarda. Bu yüzden dolayı hatta Rumlar, Kıbrıslı Türklere ‘beş yüz yıllık misafir’ diyorlar. 1878′de tabi ada İngiliz yönetimine geçti. Bütün dönemlerde olduğu gibi İngiliz döneminde de Rumlar her zamanki gibi zengin, yani ticaret ve devlet kurumlarında, kamuda çalışan kesim oldular. Türklerse daha çok tarımla uğraşan kesim oldular. Bu yüzden biraz daha fakir kalmış olabilirler. Bunun yanı sıra Rumların dışarıda diasporalarının bulunması onlara dış destek de sağladı. Bir de işte Yunan Kültürü, Avrupa’nın Yunanistan’ı işte ata kültür sayması… Bu durumlar Rumları Türklerden her zaman bir adım önde gösteriyor. Buna bir de nüfusu eklersen, iki katı hemen hemen. Osmanlı döneminde bile iki katı. İlişkiler iyi, herkes karışık yaşıyor, her ülkede olabileceği gibi… Bunu bozan ne oldu, İngiltere’nin politikaları oldu. Meşhur böl ve yönet politikası. Yani idare etmek için adayı, iki tane topluluk varsa onları birbirine düşüreceksin ki onlar birleşip sana karşı güçlenmesin. Bu yüzden bu politikayı sürdürdü. Tamamen ayrılık da 1955 Enosis fikrinin ortaya çıkışı ve Eoka’nın kuruluşu. Megali İdea’nın Kıbrıs bölümü Enosis. İngilizler bunu ateşlemeye başladılar Rumlarda. Türklerde ise işte, burada Cumhuriyet’in kuruluşu, Lozan’da Türkiye’nin adayı tamamen terk etmesi durumu, biraz kırgınlık yarattı Kıbrıslı Türklerde. Hatta espri konusudur Hakk-ı Hıyar diye bir madde var 21. madde Lozan’da, diyor ki adadaki Türkler ya İngiliz Vatandaşı olacaklar adada kalacaklar, ya da Türkiye’ye göçecekler. Tamamen yani hıyar gibi bir hak. Ya sev ya terk et yani!

Seviyesiz: Senin o konu hakkindeki kişisel düşüncen nedir? Kıbrıs’taki genel kanıya katılıyor musun?

Diren Çakılcı: Tabiî ki katılıyorum. Türkiye üzerinde dursaydı… Kıbrıs’ta hiç müzakerelere bile girmeden, tamamen çekilmesi, İngiltere’ye bırakması bence yanlış bir politikaydı.

Seviyesiz: Tamam 1955′de ilişkiler koptu dedin, oradan devam edelim.1955yunanenosiseylem

Diren Çakılcı: 1955′te Rumlar plebisit diye bir etkinlik yaptılar. Bugünkü referandum gibi. Ama sadece Rumların katıldığı bir şey ve kilisenin düzenlediği bir etkinlikti bu. Burada %95′lerde falan Yunanistan’a bağlanma kararı çıktı. Tabii Türkler bunu reddetti, İngilizler de reddetti. İngiltere de zaten politikasını Türkiye, Yunanistan ve İngiltere üçgeninde yönlendirmeye çalışıyor. Türkiye’nin desteğine ihtiyacı varsa Türkiye’ye yönelik bir iki adım atıyor, Yunanistan’ın desteğine ihtiyacı varsa ona yönelik bir iki adım atıyor. Tamamen adadaki Türkler her zaman, sadece Türkler değil Rumlarda her zaman kullanılıyor. 74′den sonra da Amerika geçti İngiltere’nin yerine, o başladı kullanmaya.

Seviyesiz: Kıbrıs Cumhuriyeti’ne geçelim.

Diren Çakılcı: 1960 yılında zorla Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Nasıl zorla? Yani önce Zürih ve Londra toplantıları oldu, İngiltere Türkiye ve Yunanistan bir masaya oturdu, bi tane anayasa hazırladılar, dediler ki: bir tane devlet kuralım hepimiz garantör olalım bunlar yaşasınlar.

Seviyesiz: Kıbrıslıların o toplantılara ne gibi bir etkisi oldu?

Diren Çakılcı: Hiç olmadı. Her şey hazırlandıktan sonra, ilandan önce, Kıbrıs Türk lideri Dr. Fazıl Küçükle, Rum lideri Başpiskopos Makarios’u Londra’ya çağırdılar ve zorla kabul ettirdiler. Türkiye, Amerika, Yunanistan ve İngiltere’nin baskısıyla kabul ettirdiler. Bir anda böyle bir ikbal derler Kıbrıs’ta, piyangodan çıkmış gibi çıktı. İşte Türklerin ve Rumların benimsememesi ileride doğacak olan sorunların temeli oldu. Benimsenmediği için 3 sene yaşayamadı. 2, 2.5 sene sürdü, o dönemde de zaten devletin kurumları oluşamamış, her şeyin başlangıç aşamasında. Ne oldu? Rumların Enosis arzuları üzerine Başpiskopos Makarios 21 maddelik bir anayasa değişikliği istedi. Bu değişikler olsaydı Türklerin çoğu hakkı elinden alınacaktı.

Seviyesiz: Örneğin?

Diren Çakılcı: Bir tane örnek verelim: Belediyeler. Ortak nüfusların olduğu şehirlerde yani Türk ve Rum halkının bulunduğu şehirlerde 2 tane belediye bulunacak. Rumlar dedi ki böyle olan şehirlerde nüfus çoğunluğu kimdeyse onun belediyesi.

Seviyesiz: Zaten her tarafta çoğunluk Rumlar.

Diren Çakılcı: Yani, Türk belediyesi olmayacak bunun özeti o. Türkler tabi karşı çıktı buna, Türkiye’de karşı çıktı. İşte ilişkiler gittikçe gerildi ondan sonra. 63′de Kanlı Noel dedikleri olay, 27 Aralık olayları başladı. Toplumlar arası çatışma başladı. Gerildi, gerildi ve sonunda patladı. Kıbrıslı Türkler, Türkiye’den her zaman yardım istedi. Adaya müdahale etmesini istedi. Türkiye 1974′e kadar bu hakkını saklı tuttu. Niye saklı tuttu, meşhur Johnson Mektubu…

Seviyesiz: Türkiye toplum içerisinde de Kıbrıs meselesi yüzünden çeşitli hareketlenmeler oldu. Mesela 6–7 Eylül olaylarının başlamasında Kıbrıs Türk’tür derneğinin etkisi büyük. Kıbrıs’ın böyle bir etkisi oldu, daha doğrusu bahane edildi.

Diren Çakılcı: Türkiye’deki farklı görüşteki gruplar, kendi düşüncesini ön plana çıkarmak için Kıbrıs Sorunu’nu bahane ettiler. Bu geçen aylarda Güz Sancısı filmi bu olayı güzel anlatmış. Kıbrıs Türk’tür diyerek insanlar İstanbul’daki Rumları yağmalıyorlar, ne alakası var?

tmtSeviyesiz: Çatışmalara dönelim. Vakti zamanında Türkiye’de olduğu gibi Ermeni Cemiyetçiler ve Teşkilat-ı Mahsusa çatışması gibi Kıbrıs’ta da bu tür bi cemiyetleşme ve silahlanma oldu mu Türkler ve Rumlar arasında?

Diren Çakılcı:Tabii ki var. 1955 Eoka kuruluşu, 1958-59′da da TMT var. Türk Mukavemet Teşkilatı. Türkiye’nin kurduğu, başkanı da Rıza Vuruşkan, Türkiyeli bir komutan. Türkiye’den geldi, teşkilatın başına geçirildi, bizim liderleri de teşkilata aldılar. Hatta espri konusudur, Dr. Fazıl Küçük’ün kod adı “Ağrı” yani en büyük dağ, Denktaş’ın da “Toros”. Bu TMT toplum içinde yayıldı tabi. Tek kurtuluş çaresi olarak görülüyordu çünkü devlette seni koruyacak bir dayanağın yok. Türkiye’de gelmiyor. Halk tamamen TMT’ ye yöneldi. Zaten bizim dedelerimiz falan hepsi teşkilatın üyesidir. Benim dedem 25 sene mücahitlik yaptı. Mücahitlik Kıbrıs’ta çok yaygındır.

Seviyesiz: Mücahitlik maaşları falan da var tabii :D

Diren Çakılcı: Evet o da var :D . TMT’yle ilgili ilginç bir şey söyleyeyim sana. TMT’cilerin hatıralarında geçer. O dönemde Kıbrıslı Türkler adadan Türkiye’ye çağrılıyor ve Türkiye’de eğitim görüyorlar. Ayrıca Türkiye’deki Kıbrıslı öğrencilerde bu eğitimlere alınıyorlar. Hazırlanıp adaya yollanmak için.

Seviyesiz: Eğitim derken, bildiğin savaş eğitimi mi?

Diren Çakılcı: Evet savaş eğitimi, gerilla eğitimi. Ergenekon’un Zir Vadisi mevzusu çıktı ya hani, silahlar falan bulundu. Bu eğitimler Zir Vadisi’nde yapılmış bu eğitimler. TMT-Ergenekon bağlantısı yani…

Seviyesiz: Rumlarda durum nasıl?

Diren Çakılcı: Rumlarda tam bizimkisi gibi değil. Rumlarda Akel var 1955′de kurulmuş o da. Açılımı: Çalışan Halkın İlerici Partisi. Bildiğin komünist parti yani, Sovyetler tarafından kurulmuş. Amerika, İngiltere’nin zulmüne ve adanın Yunanistan’a bağlanmasına karşı. NATO karşıtı vs. Tamamen adanın bağımsızlığı ve halkların kardeşliği için bir mücadele veriyorlar. EOKA’ysa tamamen onlara karşı Yunanistan’a bağlanmak, ilhak.(Seviyesiz: Bizdeki sol cenahla, ülkücüler gibi yani). EOKA’nın öldürmeye başladığı, tamamen katil teşkilat zaten, öldürmeye başladığı ilk kişiler İngilizlerdir. Zaten İngilizlerle mücadele olarak başlamıştır, çünkü o dönem Yunanistan’la birleşme karşısında tek engel İngilizler olarak görülüyor. İngilizler 60′da Cumhuriyet kurulunca aradan çekilince, kendi içlerine dönüp, Akel’le çatışmaya başladılar. Mesela Mishaulis ve Kavazoğlu diye biri Rum biri Türk iki arkadaş var. Bu arkadaşlar kurşunlanarak öldürüldü, suikasta uğradılar. AKEL’ciydi bunlar. AKEL’İn afişlerinde falan bunların resimleri vardır.

Kavazoğlu ve Mishaulis

Kavazoğlu ve Mishaulis

Seviyesiz: AKEL yani sadece Rum tarafı değil de, Türk tarafından da sempatizanları olan bir parti.

Diren Çakılcı: Tabii, hala daha var. Bizde de solcu gruplar var. Bir grupta işte bu TMT’ci dediğimiz grup, ‘Ya Taksim, Ya Ölüm’ politikasını savunuyor. Yani adayı ortadan ikiye bölelim, yarısını Türkiye, yarısını Yunanistan yönetsin. Biz Türkiye’ye tabii olalım, Rumlar bize karışmasın.

Seviyesiz: İngiliz yönetimindeyken Türklerin durumu nasıldı? Türkler İngiliz yönetiminden memnuniyetsiz miydi?

Diren Çakılcı: Memnuniyetsizdi hatta Rumlarla birlik kurup da İngilizlere karşı mücadele ettikleri de oldu. Mesela 1931 isyanı var Rumlar isyan etmiş, vali konağını falan yakmış. Sonuçlara bakıyorsun, tedbir alıyor Vali, paparayı yiyen Türkler oluyor. Vergiler artıyor falan, Türkler zaten fakir. Rumlar yapıyor faaliyeti olan Türk’e oluyor. Türkler hem bundan rahatsız, hem de Rum’un öğretisi de var, İngilizleri kovalım beraber yaşayalım falan. Belki şey de vardır, 60 dan önce de vardı: Ya taksim ya ölüm. Yani düşün Osmanlı yönetimindesin 1878′de ada kiralanıyor, diyorsun ki geçici bir şey. 1914′de ilhak olunuyor. Türkler buna tepki koyuyor, yine bir ümit savaş bittikten sonra Osmanlı kazanırsa diye. Hatta Osmanlı para toplanıp yollanıyor. Savaş bitiyor, Lozan’da Türkiye(İngilizlere) diyor ki ‘al’. Bütün ümitler kırılıyor. Belki o umudun kalıntısı vardır yani.

Seviyesiz: Peki, Cumhuriyet kurulduktan sonra hiç mi problem çözmedi. Yani bir Kıbrıslılık bilincinin kurulmasında Cumhuriyetin bir etkisi olmadı mı?

Diren Çakılcı: Başaran Düzgün diye bir gazeteci vardı bizde. Diyor ki, temel hedef oydu. Yani İngilizlerin böl yönet politikaları sonucu Yunan ve Türk milliyetçilerinin artması, 1960′dan sonra devletin yaşaması için önce bunların ortadan kaldırılması gerekirdi, o yüzden de bir Kıbrıslılık bilinci yaratılmalıydı. Tamam, bu amaçla da kuruldu belki. Ama düşünüyorsun üç sene var önünde, üç sene sonra çatışmalar yeniden başlıyor. Üç sene içinde bir bilincin oluşması imkânsız. O yüzden o biraz başarısız bir proje oldu.

Seviyesiz: 1974′e kadar gerçekleşen çatışmalardan ve 74 sonrası Kıbrıs’ın durumundan bahsedelim biraz.

Diren Çakılcı: 74′e kadar mücadeleler devam ediyor adada. Türkler çok zor durumda. Getto dedikleri bölgelere ayrılmışlar göçmenler. Can tehliken var. Pazara falan çıkamıyorsun. Adam seni sokaktan alıyor, ovanın bir yerinde öldürüp gömüyor. Kimsenin haberi olmuyor. Hala daha bugün babasının dönmesini bekleyenler var, çıkmış çarşıya gitmek için hala gelmemiş eve. Bunun korkusu var. Ve Türkiye hala müdahale etmiyor. Yalvarıyor Kıbrıslı Türkler resmen ama etmiyor. Dış güçlerin etkisi var, İsmet İnönü yeterli askerimiz yok falan diyor. Niye adaya müdahale edildi, 20 Temmuz 1974′den çok kısa bir süre önce Yunanistan’da darbe oluyor, cunta yönetime geçiyor, aynı cunta Kıbrıs’da Makarios’a darbe yapıyor ve Makarios şans eseri İngiltereye kaçıyor. Ondan sonra cuntacılar Nikkos Sampson diye bir gazeteci katilini, bildiğin katil, onu başa getiriyorlar. Yani Cumhurbaşkanı yapıyorlar. Türkiye buna tamamen karşı tabii. Çünkü işte 60′dan önce yapılan garanti antlaşmasını, ittifak antlaşmasını ihlal ettin diyorlar Yunanistan’a. Türkiye’nin yapması gereken ne? Ne oldu adada anayasa bozuldu. Garanti antlaşması ne diyor? Adadaki anayasanın tehlikeye girmesi durumunda, durumun devam etmemesi için garantör ülkelerin görevi nedir? Bir tane ülke içinden çıkar gönüllü olarak. Diğer garantörlerle konuşur. Birlikte müdahaleyi tartışırlar. Eğer diğer ülkeler buna yanaşmazsa, tek başına da müdahale edebilir. Türkiye bu hakkını kullandı zaten.