Kıbrıs'ın Kısa Tarihi 5
13 05 2009Kıbrıslı Gençlik Platformu üyesi Diren Çakılcı’yla şurada duyurduğum bir röportaj yaptım. Daha doğrusu konu hakkında muhabbet ettik, şimdi de bu muhabbet sırasında tuttuğum ses kaydını yazıya döküyorum. Diren’le Kıbrıs’ın geçmişini ve bugününü konuştuk. Kıbrıslı bir gözün, Kıbrıs’ın karanlık geçmişini ve Kıbrıs’ta çözüm için yapılan çalışmaları nasıl gördüğünü dinlemek benim için hem keyifli, hem öğreticiydi.
Not: Röportajı tek parça olarak yayınlama niyetindeyim ama 2 saatlik konuşmanın yarım saati ‘Word’ hesabıyla 7 sayfa tuttu. O yüzden parçalara ayırdım, dizi olarak yayınlayacağım. Beşinci Bölümde Talat-Hristofyas müzakerelerini ve ERGENEKON’un Kıbrıs’taki etkinliklerini konuştuk.

Seviyesiz: Hristofyasla Talat arasında müzakereler sürüyor. Bazı konularda anlaşıldı, bazılarında anlaşılamadı. Ana başlıklar neler? Hangilerinde anlaşmaya varıldı?
Diren Çakılcı: Talat Cumhurbaşkanlığına gelirken, politikası Kıbrıs’ta kesin çözüm. Ama gelince karşısında Papadopulos’u buldu. Kırk yıllık EOKA’cı adam. Azılı katillerden biri. Papadopulosla görüşemedi bile Talat. Adam sadece Türkiye’yle görüşürüm dedi. Papadopulos son seçimleri kaybetti, Hristofyas kazandı. Hristofyas’la Talat’ın ayrı bir statüsü var. Nedir bu? Eskiden beri arkadaşlar, aynı ideolojileri paylaşıyorlar, ikisi de solcu ve Leninci. İkisi de Kıbrıs’ta barış istiyorlar. Ayrıca 1992-93’lerde Talat’ın CTP’siyle, Hristofyas’ın AKEL’i arasında Kıbrıs’ın çözümüne yönelik anlaşmalar bile imzalanmıştı. Yani ikisi bir araya gelip yemek yiyebilir pozisyondalar. Denktaş’la Papadopulos gibi düşman değiller yani. Ve Hristofyas kazanır kazanmaz, müzakereleri başlatma kararı aldı. 21 Mart’ta ilk görüşmeleri oldu. Ve ilk görüşmede çözümün nasıl bir zemine oturacağı konusunda anlaştılar. Bu da çok önemlidir. Bugüne kadar, 30 senedir müzakereler olur, hiç böyle bir anlaşma olmamıştır. İki federe devlet olacak ve bir tane federasyonu oluşturacaklar. Tek egemenlik olacak, yani diyecekler ki dünyada bir tane Kıbrıs var. Tek kimlik, tek egemenlik, iki federe devlete dayalı federasyon. Bu konuda anlaştılar. Artık bunun içini doldurmaya geldi sıraya. Eskiden otururlardı masaya, federasyon mu yapalım konfederasyon mu diye tartışırlardı. Ama şimdi oturdukları anda federasyona karar verdiler, içini doldurmaya başladılar. Müzakereleri bölüm bölüm yapmayı planladılar. Başlıklar: Yönetim ve Güç Paylaşımı, AB İlişkileri, Mülkiyet, Ekonomi, Toprak ve Garantiler şeklinde. İlk olarak Yönetim ve Güç Paylaşımı, 2 Eylül’de başladılar, çoğu noktada uzlaştılar, çoğu noktada uzlaşamadılar. Sonra birbirlerini suçlamaya başladılar. Talat kurucu devletlerin daha güçlü olmasını istiyor, Hristofyas merkezi devletin daha güçlü olmasını istiyor. Temel ayrılıkları bu. Yönetim ve Güç’ü kapattılar, Mülkiyeti kapattılar, Ekonomi ve AB açılmıştı, ertelendi. Yönetim ve Güç’ün yarıya yakını çözüldü. Mülkiyet’i ertelediler. Ekonomi ve AB’de çok büyük uzlaşma var. Çalışma sistemleri de şöyle: anlaştıkları konuları ayırıyorlar, anlaşamadıklarını çözümsüzlük sepetine atıyorlar, bütün bu başlıklar bittikten sonra ikinci bir tur olacak ikinci turda bu çözülmeyen konular gündeme gelecek, üçüncü turda da al-ver, pazarlık yapılacak. Bu metodu belirlediler. Talat daha ılımlı bakıyor olaya. Hristofyas’ın genel endişesi Talat’ın yönlendirildiğini düşünüyor ve Türkiye’nin çok büyük etkisinin olduğunu düşünüyor. Ki adam da çok haklı. Hristofyasın temel hedefi, Kıbrıslı bir anlaşmanın yapılmasıydı. Annan Planı gibi İngiltere, Amerika, BM, Türkiye, Yunanistan hazırlamasın anlaşmayı. Biz oturalım, iki tane halkın lideri olarak Kıbrıslı bir anlaşma yapalım diyor özetle. Tarihte ilk olur bu. Şimdi Türkiye Talat’a devamlı baskı ve müdahale yapıyor. Talat müzakerelerde Türk Dışişlerine aykırı hiçbir şey yapamaz. Burada Türkiye’nin elini ayağını çekmesi lazım artık. Türkiye garantörlükten tamamen vazgeçmeli ve tüm askerini adadan çekmelidir. Çünkü hiçbir ab ülkesinin olmayacağı gibi Kıbrıs’ın da kimsenin garantisine ihtiyacı olmayacaktır. Kesme, öldürme fasılları kapandı artık, kim kimi öldürecek ki bundan sonra askeri güce ihtiyaç olsun? Tabi Türkiye bölgede askeri gücünün kırılmasını istemeyecektir. Ancak Kıbrıs sorunun çözülmesi isteniyorsa, herkes gibi Türkiye’de taviz verecek, buna mecburdur.
Seviyesiz: Bu kısım Diren Bey’in isteğiyle kaydediliyor:
Diren Çakılcı: Abdullah Gül’den alıntı yapıyorum: Türkiye eğer aklını kullanırsa, 200 bin kişilik bir nüfusun, 70 milyonun kaderi hakkında karar vermesine engel olur.
Seviyesiz: Son olarak Kıbrıs’taki Ergenekon etkilerini konuşalım.
Diren Çakılcı: En başta Zir Vadisinden bahsettim ya. TMT’nin eğitildiği yer.
Kıbrıs’ta bu konu açıldığı zaman, buradan başlar. TMT, o dönemki Ergenekon’un yapılandırdığı bir teşkilat. Hala daha, bugün Kıbrıs’ta Ergenekoncu oldukları iddia edilen kişiler de TMT’nin en önde isimleri. Bir de bakıyorsun, Eroğlu ile Denktaş, kendi içlerinde birbirleriyle ters düşüyorlar. Bana göre bütün bu süreçlerde, günümüze gelene kadar, Ergenekon’un bir numaralı el attığı yer Kıbrıs’tır. Hatta bir iddia var, Talat Cumhurbaşkanı olana kadar, Ergenekon’un merkez üssü Kıbrıs’tı, Talat seçildikten sonra Trabzon’a kaydı, deniliyor. Ne kadar doğrudur bilmiyorum ama Kıbrıs açısından doğru. Cumhurbaşkanı(Denktaş) senden, dolayısıyla yerleşmen çok kolaylaşıyor. Bir de 40–50 bin asker var Kıbrıs’ta. Bu teşkilat askerinin içinde olduğu da göz önüne alınırsa… Eroğlu’ya bakarsak, Eroğlu 98 seçimlerinde, Ergenekon’la bağlantısı olduğu söyleniyor şuan. Neymiş bu bağlantı? Denktaş Ergenekon’a karşı biraz tavır almaya başlamış, yaşlandığı için de, başka birine ihtiyaç duyuluyor. O da Eroğlu. Serdar Denktaş’ı düşünmüşler, o da tehlikeli bulunmuş. Babasına bile kazık atıyormuş. O yüzden Eroğlu’yu belirlemişler. 98’de Eroğlu’nun seçilmesi için Kıbrıs’ta büyük para dağıtmışlar. Eroğlu’yla da ilişkisi bu. Niye yapmışlar bunu, 98 seçimlerini kazanırsa iktidarda kalmaya devam edecek, tek başına iktidar olursa çok daha güçlenecek UBP. 2000’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanmış olacaktı herhalde.
Seviyesiz: 2000 seçimlerinde Eroğlu kesin kazanacaktı demiştin, sonra adaylıktan çekilmişti.
Diren Çakılcı: Orada da Ergenekon’un içinde ya da başka bir gücün devreye girmesiyle karar değişikliği oldu belli ki. Ergenekon’un faaliyetlerine bakarsak Kıbrıs’ta. Her zaman hep Denktaş ve Eroğlu’nu desteklemek, hem de Denktaş

Kutlu Adalı
ve Eroğlu’ya karşı olanlara baskı kurmak için, gerektiğinde de suikast yapmak için birebir etkili olmuştur. Örneğin Kutlu Adalı. 1996’da Kutlu Adalı kendi evinin önünde öldürüldü. Niye öldürüldü? Yeni Düzen gazetesinde Denktaş’a karşı yazı yazdığı için. Ve hala failleri bulunamadı. Ailesi Türkiye’deydi. Türkiye’de olduğu için ailesi, polis eve giriyor, araştırma yapıyor, belgeler falan filan toplanıyor, Türkiye’ye yollanıyor ve hala iade edilmedi aileye. Silahların balistik raporları hala Türkiye’den bekleniyor. Türkiye’de kilitlendi. Afrika Gazetesi, o dönem Avrupa Gazetesiydi. Avrupa gazetesine bomba atıldı. Niye, Avrupa gazetesi barışı destekliyor. Orada 2-3 kere bomba patlatıldı. Referandum’dan önce Mehmet Ali Talat’ın evinin önünde bomba patladı. Referandum mitinglerinde, en büyük miting olacağı sırada, miting alanında bomba bulundu, o bomba patlasa Kıbrıs’ın yarısı gidecekti. Dönem dönem, arabalar dolusu patlayıcı bulundu. Bu araçların hepsi askeri yetkililere ait olduğu için, hiçbirinde araştırma yapılamadı.
Seviyesiz: Bizdeki iki başlı hukuk sistemi yüzünden işte… Olay askeri mahkemelere gidiyor, bir dava 20 yıl sürüyor, o sırada adam çalışmaya devam ediyor. O sırada yeni bombalar üretilip saklanıyor.
Diren Çakılcı: Aynen, olay silinip gidiyor işte. Yine çok suikastlar var. Hepsi askeri işaret ediyor. Kutlu Adalı’nın yanında en dikkat çekici suikast Raif Denktaş’ın, Rauf Denktaş’ın büyük oğlunun ölümü. Raif Denktaş barış yanlısıydı, sola çok yakındı ve son dönemlerde CTP’ye katılmayı düşünüyordu. Ve trafik kazası sonucunda öldü. Kaza nasıl oldu? Adam normal yoldan giderken, tali yoldan bir askeri araç çıkıp ona çarpıyor. Adam ölüyor. Bu ölümden sonra Denktaş Türkiye’deydi, soruyorlar: ‘Başınız sağolsun, ne diyeceksini?’, ‘vatan sağolsun’ diyor. Tamam anladık. Denktaş’ın karısı, 3–4 sene Kıbrıs’ta kalmadı, Türkiye’ye geldi, Türkiye’de yaşadı. Çünkü Denktaş’la araları tamamen bozulmuştu. Burada ne var, Ergenekon’un Denktaş üzerinde etki kurmaya çalıştığı söyleniyor.
Seviyesiz: Aslında bu Ergenekon Davası’nın sürmesinin en büyük faydalarından biri de Kıbrıs’taki bir sürü cinayetin aydınlanması olacak.
Diren Çakılcı: Tabi tabi. En büyük istediğimiz bu zaten bizim.
Seviyesiz: Peki, o zaman senin bir Kıbrıslı olarak Ergenekon Davası’na nasıl baktığını sorayım…
Diren Çakılcı: Şimdi, Türkiye’deki bu olaylar ortaya çıkınca çok sevindim, onu önce bir söyleyeyim. Çünkü Kıbrıs’ta biraz gizli güç var, herkes bunu biliyor, gizli bir güç var, bu olayları gerçekleştiriyor, arka planda bir şey var ama ne olduğu belli değildi. Bu Ergenekon’un çıkması, bu hayaleti ortaya çıkardı işte. Bir de her şey parça parça aydınlanınca, bunları birleştirince her şey mantıklı bir şekilde oturuyor. Bakıyorsun Ergenekonculara, önde gelen hepsi KKTC vatandaşı. Kim yapmış bunları KKTC vatandaşı? Eroğlu’yla Denktaş. Nasıl yapmışlar? CTP iktidara gelince açıkladı bunları: küçük küçük kâğıtlar üzerinde, adamların isimleri, ailelerinin isimleri yazılmış, mesela: Mustafa Bey ve ailesi vatandaş yapıldı. Doğum yeri yok, adamların adları yok, ikamet adresi: Başbakanlık Binası. Kim bunlar ya? Sinan Aygün de bunlardan çıktı işte, hemen vatandaşlığı iptal edildi. Eroğlu’na sormuşlar, Sinan Aygün niye vatandaş yapıldı diye. KKTC’ye ve Ulusal Dava’ya katkılarından dolayı demiş. Zaten bu Ulusal Dava, Milli Dava dediklerinin ne olduğu tam açıklansa, bildiğin Ergenekon çıkacak. Kıbrıs’ta Ergenekon Depremi diye ilk haberler çıkınca inanılmaz sevindim. Haberlerde Denktaş’ın Mustafa Özbek’le resmini koymuşlar. Düşünüyordum bu Mustafa Özbek kimdir diye? Lefkoşa’dan Girne’ye giderken, dağdan iniyorsun, tek yol var zaten Girne’ye giden, ilk girişte seni Avrasya Otel karşılıyor. Kocaman bir tabelada, Mustafa Özbek’in katkılarıyla falan yazıyor. Düşünüyordum işte Mustafa Özbek kimdir diye? 3–4 sene önce Avrasya TV’yi açtılar, merkezi Kıbrıs’ta. Dedim bu adam Türkiyeli niye Türkiye’de televizyon açmıyor da Kıbrıs’ta açıyor. İşte çözülmüyordu bunlar kafada. Ve hepsi şimdi ortaya çıkıyor. Avrasya TV’nin yayınlarına bakıyorsun, tamamen Milli Dava, Ergenekon. İşte böyle belli başlı adamların Kıbrıs’la bağlantıları, Ergenekon’la Kıbrıs’ın bağlantısını gösteriyor. Suikastların sorumluları kesinlikle bunlar.
-Bitti-
Categories : Kıbrıs Dizi, Röportaj
kararıyla dediler ki Konfederasyondan başka hiçbir çözüme yanaşmayız. Bu müzakereler bitti demek zaten. Seçimden sonra Talat’ın yanına bir tane gözlemci koyacağız, UBP görevlisi koyacağız, Talat istediği gibi hareket edemeyecek dediler. Hem Talat’ı korkuttular, hem çözüm yanlılarını korkuttular. Kazandıktan sonra bir hafta içerisinde önce Abdullah Gül, sonra Recep Tayip Erdoğan Talat’a destek verdi. Eroğlu da ondan sonra açıklama yaptı müzakereleri kesecek bir düşüncemiz yok, Talat’ın her zaman yanındayız, destekliyoruz dedi. Gözlemci atama işi de unutuldu. Yani Eroğlu Türkiye’den korktu. Türkiye Eroğlu’nu elinde tutmak için o para kozunu kullanmaya devam edecek. Etsin de zaten. Çözüm olsun da… Bundan sonra ne olacak? Eroğlu müzakerelere karışamayacak, çünkü büyük vaatlerle seçimi kazandı. Bu vaatleri gerçekleştirmek için Türkiye’nin para yardımına ihtiyacı var. Türkiye parayı keserse, hatta azaltırsa bile, Eroğlu asla başarılı olamaz. Bu yüzden Eroğlu Türkiye’yle ılımlı devam etmek zorunda.
Diren Çakılcı: 24 Nisan’da yapıldı Referandum. 23 Nisan gecesine kadar herkes emindi ki, Kuzeyden de Güneyden de Evet çıkacak.
Diren Çakılcı: Fırlamadı, fırlattılar. Sen hayatında, hatta dünyada seçime yönelik bildirgesi olmayan, manifestosu olmayan, seçime yönelik programlara katılmayan bir partinin tek başına iktidar olduğunu gördün mü hiç? Onu da geç, 30 sene, 35 sene bulunduğu ülkenin insanlarını süründürüyor ve bugünkü duruma getiriyor ve hala iktidar oluyor.
yükünü azaltalım, hem de biz artık taviz vermekten vazgeçelim, kendi kendimizi yönetelim. Bunun yanında, temel hedef ne oldu AB’ye uyum. Zaten başlattılar, müzakereler de oldu AB’yle. Seçimden bir ay önce uyum programı açıklandı. Maddi kaynaklar falan AB tarafından karşılandı. Temel politika buydu. Bunun yanında statüko diye bir şey çıktı ortaya. Neydi statüko, hem bürokraside, hem partilerde, hem memur kitlesi içinde, halkın beyninde o statüko, o bilinç, ne deyim artık gelen oldu artık 30 sene boyunca, nedir bu statüko? Hazır bulup yemek, oturup yemek. Kıbrıs’ta statüko bu. Bunu değiştireceğiz dediler. Tarihi İnönü Meydanı var Kıbrıs’ta, hayatında görmediği kalabalığı gördü. Mesela ne yapıldı bu yönde, dendi ki: “Bütçe giderleri çok fazladır, memur ve emekli maaşları bu giderlere sebep olmaktadır. Devletin kazançları memur maaşlarını ödemeye yetmemektedir.” Hem devlette çalışıp, hem emekli olanlara dediler ki ya emekli ol emekli maaşı al, ya da çalışmaya devam et oranın maaşını al. Mantıklısı da bu değil mi zaten? Ama tepki geldi tabi, para geliyordu sana, sonra paran kesildi. Sen tepki göstermez misin?

düzenleyen bir tim mi?
ilişkileri farklı diyorsun, neye dayanıyor bu ağırlık? Kıbrıs içinde mi çok popüler, yoksa Türkiye’de daha bir geniş bir bağlantı ağı mı var, hükümetlerden bağımsız? Sanırım orduyla bayağı bir yakın Denktaş.
Seviyesiz: Çatışmalara dönelim. Vakti zamanında Türkiye’de olduğu gibi Ermeni Cemiyetçiler ve Teşkilat-ı Mahsusa çatışması gibi Kıbrıs’ta da bu tür bi cemiyetleşme ve silahlanma oldu mu Türkler ve Rumlar arasında?












Son Yorumlar