Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Kısa Tarihi(7)

25 12 2009

Seçimler

1930 yılı yerel seçimleri Serbest Cumhuriyet Fırkasının kısa ömründe katılabildiği tek seçimdir. Ekim-Kasım aylarında yapılan bu tek dereceli seçimlerde kadınlar da ilk kez seçim sandıklarıyla tanışmış oldular. Yine bu seçimler vesilesiyle gayrimüslim vatandaşlar SCF listelerinden aday olma fırsatı buldular.¹

Bu arada partinin kuruluş şekliyle başlayan gariplikler silsilesi, partinin seçime girmesi kararında da kendini gösterdi. Ağaoğlu Ahmet Bey’in partinin seçimlere katılmasına ısrarla karşı çıktığı bir dönemde SCF’li Tahsin(Uzer) Bey Atatürk’ten partisinin İstanbul seçimlerine katılması hususunda müsaade ister. Atatürk’ün cevabı “Yeni teşekkül vaziyetinde iken böyle bir mücadeleyi kaybetmek aleyhinize olur. Fakat mademki kendinizde kuvvet görüyorsunuz ve buna karar verdiniz, Allah muvaffak etsin’ şeklindeyken, Tahsin Bey bu durumu parti lideri Ali Fethi Bey’e çarpıtılarak iletir. Böylece SCF’e seçimlere katılma kararı almış olur.²

Devlet erkini tamamen elinde tutan ve daha kurulduğu günden beri SCF’ye karşı temkinli ve hatta çoğu zaman saldırgan bir şekilde yaklaşan Cumhuriyet Halk Fırkası teşkilatı³, bu seçimlere en az SCF kadar damgasını vurdu. Ülkenin tamamında örgütlenemese de, teşkilatını kurduğu yerlerde büyük ilgi gören SCF, seçime katıldığı yerlerde de halktan önemli bir destek aldı. Kuruluşunun üzerinden henüz iki ay geçmişken katıldığı seçimlerde dikkat çekici sayılabilecek bir başarı sağlamış olan yeni partinin bu yükselişi ise Halk Fırkalı bürokrasinin harekete geçmesine sebep oldu. Birçok yerde seçime hile karıştırıldı.

Seçimler esnasında CHF teşkilatı, hem kendisine bağlı medya, hem de oluşturduğu “propaganda takımları”⁴ aracılığıyla SCF hakkında büyük bir karalama kampanyası başlattı. Bu kampanya dahilinde SCF’ye yapılan suçlamalar değişkenlik gösteriyordu. Fırka hem “şeriatçı”, hem de “komünist”ti. Çeşitli yerlerde gayrimüslimleri aday gösteren SCF, özellikle bu konuda hassas olan muhacirlerin sıklıkla yaşadığı ve Batı Anadolu, Trakya çevrelerinde bir çeşit suç olarak gibi gösterdiler. Gayrimüslimlere oylarını CHF’ye atmaları yönünde devlet eliyle baskı yapıldı. Bunların yanı sıra, çeşitli işçi gruplarının da aynı tür baskılar, işlerinden atılma tehdidiyle yapıldı.⁵

Seçimler esnasında yapılan hileler ise birkaç yönlüydü. Bunlar, vali, kaymakam gibi yöneticililerin seçmenlere ve seçim görevlilerine baskı yapması; silahlı kuvvetlere mensup olan yüksek rütbeli personelin seçmene ve seçim görevlilerine baskı yapması; seçmen listelerinin tahrif edilmesi(SCF’li seçmenlerin, seçmen listesinden adı silinmesi ya da hiç olmadığının iddia edilmesi vs.); sandık görevlilerinin SCF’li seçmenin oy kullanmaması için ürettiği bahaneler(eski nüfus cüzdanı, seçmen listesinde isminin olmadığı gerekçesi vs.) gibi çeşitli şekillerde kendisini gösteriyordu. Seçimin sabote edilmesi bazı yerlerde o kadar aleni bir şekilde gerçekleşti ki, gayet gülünç durumlar ortaya çıktı.⁶

Bu yaygın ve yoğun müdahalenin seçimleri ne derece etkilediği tartışması spekülatif yorumlara sebep olur. Böyle bir yorum yapmak gereksiz olacağı için ben bu tür müdahalelerin ne anlama geldiğini tespit etmeye çalışmakla yetineceğim. Seçimleri sistematik olarak sabote edilmesi bize: (1) Serbest Fırka’nın kuruluşundan çok az bir süre sonra girdiği seçimlerde dikkat çekici bir seçmen kitlesini peşinden sürükleyebilmesinin, iktidar partisinin halka ve halkın taleplerine çok fazla karşılık vermediğini; (2) SCF deneyinin CHF ileri gelenleri için ‘demokrasi deneyi’nden daha başka bir manaya geldiğini ve (3) yine CHF ileri gelenlerinin iktidarlarının sarsılma ihtimalinden ne kadar çok çekindiğini gösteriyor.

Son olarak baskı ve hileyle geçen bu seçimlerde, SCF’nin kazandığı zaferlere değinelim.

Fırka otuz yedi ilde, 502 belediye başkanlığı için yarıştı(bunların dışında kalan yerlerde aday göstermedi). Bunların içinde Samsun ve Silifke(İçel) şehirlerinin belediye başkanlığını kazanan SCF, aynı zamanda da 38 ilçede SCF’li başkan adayları seçildiler.

Kapanışı Hasan Rıza Soyak’ın 1930 seçimleriyle ilgili Atatürk’le olan hatırasıyla yapalım:

“Serbest Fırkacıların [seçimlere hile karıştırılması hakkındaki] şikayet ve iddiaları bütün bütün boş değildi; Atatürk bunun farkındaydı. Nitekim bir gün kendisine hemen hepsi Cumhuriyet Halk Fırkası’nın lehinde olarak gerçekleşen seçim haberlerini arz ettiğim sırada bana, “Hangi fırka kazanıyor?” diye sormuş; “Tabii bizim fırka Paşam” diye cevabını vermiştim de gülmüş; “Hayır efendim; hiç de öyle değil! Hangi fırkanın kazandığını ben, sana söyleyeyim; kazanan idare fırkasıdır çocuk! Yani jandarma, polis, nahiye müdürü, kaymakam ve valiler Bunu bilesin” buyurmuştu.”⁷

¹ Emrence, Cem. 2006. 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası. İstanbul: İletişim Yayınları. S.164

² Ahmet Ağaoğlu’nun Serbest Fırka Hatıraları kitabını yayına hazırlayan Samet Ağaoğlu bu bilgiyi, kitabın 48-49 sayfalarında verir. O da –büyük ihtimalle- Celal Bayar’dan aktarmaktadır. Ahmet Ağaoğlu’nun Serbest Fırka Hatıraları kitabını yayına hazırlayan Samet Ağaoğlu bu bilgiyi, kitabın 48-49 sayfalarında verir. O da –büyük ihtimalle- Celal Bayar’dan aktarmaktadır.

³Bu durumun en açık örneğini SCF heyetinin Batı Anadolu turunda çıkan olaylarda görüyoruz. Ayrıca fırka teşkilatının muhalif fırka mensupları hakkında düzenli olarak rapor tutması ve CHF basınının –Mete Tunçay bunları ‘İsmet Paşa’nın besleme basını’ diye adlandırıyor- yeni fırka hakkında yaptığı yayınlar ve Meclis tartışmaları bu kanıyı iyice güçlendiriyor.

⁴Emrence, Cem. 2006. 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası. İstanbul: İletişim Yayınları. S.165

⁵Emrence, Cem. 2006. 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası. İstanbul: İletişim Yayınları. S.164-172

⁶ Örneğin Adana ili belediye seçimlerinde kullanılan toplam oy sayısı, toplam seçmen sayısından fazla çıkmıştı. Gayet traji-komik bir başka örnek için buraya tıklayın.

⁷Soyak, Hasan Rıza. [1973]2008. Atatürk’ten Hatıralar. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. S. 418



Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Kısa Tarihi(6)

20 07 2009

Örgütlenme

[Örgütlenme meselesine başlamadan önce Cemil Koçak Hoca'dan bir alıntı yapmak durumundayım. Hoca, Belgelerle İktidar ve Serbest Cumhuriyet Fırkası adlı eserinde CHF'lilerin, SCF'nin taşra teşkilatı üyeleri hakkında yazdığı istihbarat raporlarına dayanarak, SCF'lilerin, -CHF'lilerin gözünde- ne kadar "gericilik" denen şeye bulaşmış olduğunu hesaplamaya çalışmış. Hoca önce bu raporlarda geçen ve gericiliğe atfedilebilecek sıfatları sıralar ve yine bu CHF raporlarına dayanarak şu yorumu yapar: "Eğer yukarıda yazdığım bütün ve geniş sıfatlar "gerici"liğe kanıt olabilecekse, bu takdirde toplam 40 kadar isim sayılabilir. Bu durumda toplam 854 isim arasında bu rakamın oranı binde beş civarındadır. Eğer herhangi bir değerlendirme yapılmamış isimleri düşecek olursak, bu takdirde elimizde değerlendirme yapılmış isim sayısı 200 kadar inecekti ve 660 civarına gelecektir. Bu durumda da oran binde altıdır. Eğer "gerici"liği daha dar bir aralık içinde kabul edersek, bu takdirde yalnızca iki düzineye yakın bir rakama ulaşırız ki, bu da, sırasıyla, binde iki ve binde üç demektir."(*)]

Ekonomik buhranın, kurulmasında büyük rol oynadığını ve kurulduktan sonra propagandasının aslan payını ekonomik güçlüklere ve bunların çözümüne ayırdığını belirttiğimiz Serbest Cumhuriyet Fırkası, mütemadiyen uluslar arası ticarete daha fazla eklemlenmiş ve bu sebepten ötürü ekonomik krizi daha şiddetli hissetmiş Ege’nin kıyı şeridinde daha hızlı örgütlenmiş ve güçlenmiştir. Kurulacağı gazetelere sızdığı ve daha sonra resmen ilan edildiğinde, -hem SCF’liler, hem CHF’liler için- “beklenmedik” bir ilgi gören SCF’nin kurulmasıyla birlikte çeşitli yerlerden, çeşitli mesleklerden kişilerin tebriklerini ve taşralarda teşkilat örgütleme taleplerini bildiren telgraf ve mektuplar Fethi Bey’e gelmeye başlamıştı bile. Yine, SCF heyetinin Batı Anadolu Turu esnasında, çok sayıda gönüllü¹, kendi bölgelerinde SCF teşkilatını örgütlemek için Fethi Bey’e başvurmuştur. Batı Anadolu’nun yanında Trakya, İstanbul, Güney Anadolu’da örgütlenmeler yapılmıştır ancak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da(Gazi Antep istisnası hariç) hemen hemen hiç örgütlenilmemiştir.

Önce Mete Tunçay’ın aktardığı Merkez Teşkilatı listesine bakalım²:

“1.Umumî Reis(Genel Başkan)- Gümüşhane mebusu Fethi (Okyar).

2. Umumî Katip(Genel Sekreter)- Kütahya mebusu Mehmet Nuri(Conker)

3. Erzurum mebusu Tahsin(Uzer)

4. Şebinkarahisar mebusu Mehmet Emin(Yurdakul)

5. Elaziz mebusu Nakiyettin(Yücekök)

6. Niğde mebusu Ali Galip(Yenen)

7. Kütahya mebusu İbrahim(Dalkılıç)

8. Sinop mebusu Refik İsmail(Kakmacı)

9. İstanbul mebusu Süreyya Paşa(İlmen)

10. Bursa mebusu Senih(Hızıroğlu)

11. İstanbul mebusu Ali Haydar(Yuluğ)³

12. Kars mebusu Ahmet Ağaoğlu”

Merkez Ocak’ı bu şekilde oluşan SCF’nin, örgütlendiği illerin (bulabildiğim)bazıları şunlardır:

Adana, Burdur, Bursa, Çankırı, Denizli, Edirne, Eskişehir, Gaziantep, Giresun, Isparta, İçel, İstanbul, İzmir, Kastamonu, Kırklareli, Kırşehir, Kocaeli, Konya, Kütahya, Malatya, Manisa, Mersin, Muğla, Niğde, Samsun, Sivas, Şebinkarahisar, Tokat.

Ayrıca bu illerin çoğunda çeşitli kaza teşkilatlanmaları da yapılmıştır.⁴ Emrence, SCF’nin 63 tane Batı Anadolu’da⁵, 103 tane de Batı Anadolu dışında⁶ teşkilat kurduğunu belirtir. Batı Anadolu’da -gerekli bilgilerine sahip olduğu- yerel SCF’lilerden 137 tanesi hakkında incelemeye göre, bu 137 kişinin %37’sinin “ekonomik sınıf”lardan(ekonomik sınıflardan kastı: ticaret, finans, toprağa bağlı çıkarlar, sanayi ve hizmet sektörü çalışanları), %33’ünün de “profesyonel gruplar”dan olduğunu söyler⁷. Bu arada bahsi geçen “profesyonel gruplar”(tahsilli/aydın sınıf)a mensup olan “50 teşkilat üyesinin 41 tanesinin doktor ve avukat” olduğunu söyleyerek önemli bir noktaya işaret eder.⁸ Batı Anadolu dışında kalan bölgelerde aynı kategorilerin oranlarına baktığımızda, Emrence, -yine gerekli bilgilerine ulaşabildiği- 86 teşkilat üyesinin ocak yönetim kurullarında olanların %44,4’ünün “profesyonel gruplar”dan olduğunu, bu oranın vilayet teşkilatlarında %49,2’ye çıktığını aktarıyor⁹. Batı Anadolu dışında SCF teşkilatlarında dikkat çekici bir diğer unsurda “bürokratik geçmişe sahip üyelerin çokluğu”dur. Genelde oranları %30’a varan bu üyelerin, vilayet bazındaki oranları %33’e kadar yükselmektedir.¹⁰

Yukarıda sayılan illere ve oranlara baktığımız zaman, topu topu 99 gün yaşayabilmiş SCF’nin, ekonomik refah propagandasının yukarıda da bahsedildiği gibi Dünya Ekonomik Buhranı’nın etkilerini yoğun şekilde hisseden batı ve kıyı bölgelerinde ne kadar ilgi gördüğünü bu bölgede kurulan teşkilatların yoğunluğu ve etkisinden bellidir. Tekeli ve İlhan da bu konu hakkında şu yorumu yapıyor: “C[umhuriyetçi]. Serbest Fırka, örgütlenmesini daha büyük oranda tamamlamış olduğu kıyı şehirlerinde, özellikle Batı ve Kuzey Anadolu’nun kıyı şeridindeki bölgelerde kendisine güveniyordu.”¹¹

Ayrıca muhacirlerin durumlarının iyileştirme vurgusu da belli bir etki yaratmış olacak ki, Eskişehir gibi o dönem muhacirlerin bolca yaşadığı bölgede örgütlenmeye gidildiği görülmüştür.¹²

Son olarak SCF’nin kendisine ait bir gazetesi olmadığını, amcak “İstanbul’da Yarın ve Son Posta ile İzmir’de Halkın Sesi gazeteleri tarafından desteklen”miş¹³ olduğunu belirtmek gerekir.

Bitirirken yine Cemil Koçak’ın, yukarıda adı geçen raporlardan yaptığı analizlerden bir alıntı yapalım:

“Bir başka dikkat çekici nokta da, SCF’nin kuruluşunda yer almış ve bu raporlarda son derece olumsuz değerlendirmelerle karşılaşılan isimlerin, eskiden CHF’de iken aynı değerlendirmeler ile karşı karşıya kalıp kalmadıkları sorusudur. Bu soruya muhtemelen hayır diye yanıt vermek bir önyargı işâreti olmaz. Çünkü, bizzat raporlarda, bu gibi isimlerin CHF’de uzun yıllar yer aldıklarından ve yöneticilik yaptıklarından söz edilmektedir. Bu durumda şöyle bir saptamada bulunmak gerekiyor: Raporlarda haklarında olumsuz değerlendirmelerde bulunulan eski CHF’li yöneticiler, SCF’ye katıldıkları andan itibaren, SCF’yi bir anlamda karalamış oluyorlardı. Oysa CHF’de oldukları sürece bu anlamda bir sorun görülmemişti. Aynı şekilde, söz konusu raporlarda “gerici” kategorisine giren isimler de, bir zamanlar CHF’de yer alırken ve bu partide yöneticilik yaparken, CHF’yi “gerici” yapmadıkları halde, muhalefet partisini “gerici” hale getiriyorlardı. Bu durum tamamen çifte standart örneği olarak karşımıza çıkıyor!”¹⁴

(*) Koçak, Cemil. 2006. Belgelerle İktidar ve Serbest Cumhuriyet Fırkası. İstanbul: İletişim Yayınları: S.607-609(vurgu bana ait)

¹ Bu gönüllülerin sosyolojik olarak incelemek de ilginç sonuçlar ortaya çıkarıyor ancak çok uzun bir konu olduğundan mütevellit burada uzun uzun değinemeyeceğim. Ayrıntılı bilgi için bkz: Koçak, Belgelerle İktidar ve Serbest Cumhuriyet Fırkası. S.511–611(ve aslında eserin tamamı) ve Emrence. 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası. S.124–159.

² Tunçay, Mete. 2005. Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetimi’nin Kurulması 1923–1931. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları. S.261–262. Mete Hoca, bunlara ek olarak SCF üyesi olup, merkez teşkilatında görev almamış mebusların isimlerini de veriyor, ek bilgi olarak onları da yazalım: Ankara mebusu Talat(Sönmez), Bilecik mebusu Rasim(Öztekin) ve SCF’ye katıldıktan kısa süre sonra “yalvar yakar” CHF’ye geri dönen Aydın mebusu Dr. Reşit Galip.

³ “İlginç Tepki” başlıklı yazı da bahsedilen Ali Haydar Bey, bu kişidir. SCF kapatıldıktan sonra “daha dönem tamamlanmadan, devamsızlık gerekçesiyle 19 Ocak 1931’de mebusluktan ıskat edilmiş, bir daha seçilmemiştir” Tunçay, age, s.262

⁴ Yine bu konu hakkında, Emrence, temelde dönemin gazetelerini tarayarak ve diğer bazı kaynaklara dayanarak, bu örgütlenmelerin(ve bu örgütlenmeyi gerçekleştiren kişilerin) izini sürer. Ayrıca Koçak, CHF taşra teşkilatının SCF’liler hakkındaki raporlarını ileterek bu konu hakkında önemli bilgiler aktarır.

⁵ Emrence. 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası. S.139.

⁶ Emrence. 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası. S.152.

⁷ Emrence. 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası. S.139

⁸ Emrence. 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası. S.142

⁹ Emrence. 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası. S.152

¹⁰ Emrence. 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası. S.153

¹¹ TEKELİ, İlhan, İLKİN, Selim. 2009. ‘1929 Dünya Buhranında Türkiye’nin İktisadi Arayışları’. İstanbul: Bilge Kültür Sanat Yayınları. S.179

¹² SCF teşkilatlarına katılan muhacir kimlikli kesimlerin istatistikî bilgileri için bkz: Emrence. 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası. S.124–159

¹³ Tunçay, Mete. 2005. Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetimi’nin Kurulması 1923–1931. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları. S.258–259

¹⁴ Koçak, Cemil. 2006. Belgelerle İktidar ve Serbest Cumhuriyet Fırkası. İstanbul: İletişim Yayınları: S.597



Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Kısa Tarihi(5)

17 05 2009

Batı Anadolu Turu

Dizinin dördüncü yazısı İdeoloji ve Söylem’de ‘temelde 1930′a kadar yaşanan siyasi ve sosyal olaylara neredeyse hiç eleştiri getirilmemiş, ama İsmet Paşa hükümetinin ekonomi politikasını, fırkanın kurulması sürecinde Fethi Bey’in Atatürk’e yolladığı mektupla başlayarak, sürekli olarak ve yoğun bir şekilde eleştirmiştir’ diyerek partinin esasen ekonomik tezlere dayanan bir yapısı olduğunu belirtmiştim. Partinin bu yapısının bir sonucu olarak Fethi Bey ve ekibi ilk gezilerini, 3–13 Eylül 1930 tarihleri arasında, ekonomik krizden en çok etkilenen Batı Anadolu’ya yaptılar. İlhan Tekeli ve Selim İlkin bu tercihi şöyle açıklarlar:

Fethi Okyar, Başvekilin[İsmet Paşa S.İ.] Sivas’ta yaptığı konuşmayı cevaplandırmak için, Batı Anadolu’nun ekonomik merkezi durumunda olan İzmir’i seçti. İlk yurt içi gezi için Batı Anadolu’nun seçilmesi hiçte rasgele olmamıştı. Türkiye’nin Pazar ekonomisine en çok açılmış gölgesi olan Ege, buhrandan da en çok etkilenen bölgesi olmuştu.¹

Velhasıl tur başladı. Partinin söylemindeki ekonomik çözüm tınısı ve Halk Fırkası’na toplum nezdinde oluşan tepkinin birleşmesiyle daha işin başında SCF heyeti, 4 Eylül’de ulaştığı İzmir’de çok büyük ilgi gördü. Partililerin İzmir’e gelişini de Ağaoğlu Ahmet Bey’den dinleyelim:

Diyebilirim ki o gün evlerde kadın, erkek, ihtiyar, genç, çocuk kimse kalmamıştı. Bütün rıhtım boydan boya süslü, şen, heyecan ve neşe dolu bir kalabalıkla kapanmıştı. Her taraftan mendiller sallanıyor, eller çırpılıyor, “Yaşasın Gazi! Yaşasın Fethi Bey!” sâdâları yükseliyor! Meğerki bütün bu kalabalık halk ta sabahtan beri vapuru bekliyormuş!
Vapur kaptanı kalabalığın sabrını tüketmek için aldığı emir üzerine vapuru tam üç saat geciktirmiş! Fakat halk kımıldamamış!
Doğrusu ben zannediyordum ki Cumhuriyet Halk Fırkası’nın İzmir idare heyeti bizi karşılayacak, bizi fırka binasına götürecek ve bu suretle ayrılık olmadığını fiilen göstererek halkın heyecanını yatıştıracaktı.
Hâlbuki onlar tamamen aksine hareket ettiler! Daha biz gelmeden evvel şehirde çarpışmalar, çatışmalar olmuş! Bizim için tutulmuş olan bir motörü, polis işlettirmemiş! Karşılamağa gelmiş olan bir kafilenin elinden bayrağı alınmak istenmiş ve bundan çıkan mücadelede bir polis eri halk tarafından denize atılmış imiş!
Tabii bütün bunlardan haberimiz yoktu. Bu suretle Halk Fırkası kendisi halkın hınç ve asabiyetinin alevlenmesine sebep olmuş!
Şimdi kayıklarla gelenler vapura atladılar. Yüzlerce adam Fethi Bey’i o kadar sıkıştırdılar ki rengi kaçmış Fethi Bey hemen bayılmak üzere idi. Bereket versin birkaç iri yarı arkadaş bunu anladılar ve dirsekleriyle kalabalığı dağıtarak Fethi Bey’i bir daire içine aldılar ve o suretle vapurdan indirdiler.
Rıhtım ile şose arasındaki otuz kırk metrelik mesafeyi geçmek için yarım saatten ziyade vakit sarf ettik. Her taraftan halk o kadar bir hızla, bir istekle Fethi Bey’e doğru hücum ediyor. Kimi alnından öpüyor, kimi elbisesinden. Kimi selamlıyor, kimi “Yaşasın!” diye bağırıyor!²

Arabaya zoraki gidişten sonra, Fethi Bey, partililerin yerleştiği İzmirpalas Oteli’nin balkonundan kısa bir nutuk verdi ve dinleyenleri yapacağı asıl konuşmayı dinlemeye davet etti. Akabinde de partinin yerel teşkilatını kurmak isteyen gönüllülerle görüştü.³

5 Eylül ise İzmir’de olayların başladığı gün oldu. SCF’nin gördüğü ilgiyle paniğe kapılan CHF’nin yerel teşkilatı da acil bir miting düzenlemeye karar verdi ancak mitinge adam toplamakta çeşitli sorunlar yaşamış olacak ki gönüllü getirilemeyen insanlar baskı yoluyla Bahribaba parkında toplandı. Ancak ‘mitinge katılanlar içinden bir grubun SCF lehine tezahürat yapması üzerine Cevahirci Sabri Beyin Cumhuriyet Halk Fırkası lehine bağırmayanları “namussuz herifler, alçaklar”’⁴ şeklinde bağırınca olayların tohumu atılmış oldu. Yine 5 Eylül tarihinde, Anadolu gazetesi önceki gün Fethi Bey’in karşılanmasını ve karşılayan kalabalığı ‘para ile tutulmuş sarhoşlar tarafından yapılan taşkınlıklar’ diye itham etmişti⁵. Bu tahriklerin de etkisiyle İzmir sokakları karıştı, yaşanan olaylar sonucu bir genç hayatını kaybetti⁶. Bu arada İzmir Valisi Kazım Dirik de Fethi Bey’in nutkunu ertelemesi talebinde bulunduysa da Atatürk’ün araya girmesiyle, bir gün ertelemeyle de olsa Fethi Bey 7 Eylül günü nutkunu söyleyebildi⁷. Konuşmanın ağırlıklı meselesi yine ekonomik güçlükler üzerineydi. 50 bin kişilik coşkulu bir kalabalığın dinlediği bu konuşmada değinilen konuları şöyle sıralayabiliriz: (1) Demiryolu meselesi, (2) iki parti arasındaki doktriner farklar, (3)yabancı sermaye, (4) inhisarlar(tekeller), (5) vergiler⁸. Ayrıca Fethi Bey İzmir Nutku dahil bütün konuşmalarında SCF’ye atfedilen gerici, Cumhuriyet düşmanı, şapka ve yeni harf karşıtı ithamlarını yanıtlamak ve sürekli olarak bunları tekzip etmek durumunda kalmıştır⁹.

İzmir faslı tamamlandıktan sonra, SCF’liler 8 Eylül günü Manisa’ya doğru hareket ettiler. Manisa, Aydın ve Balıkesir şehirlerine yapılan ziyaretlerle Batı Anadolu Turu sürdürüldü. ‘[T]üm SCF seyahatlerinde görüleceği üzere demiryolları üzerinde konumlanmış birçok kasaba’¹⁰ ziyaret edildi. Bu ziyaretler esnasında çeşitli nutuklar söylendi ve yerel halkın ekonomik sıkıntıları dinlendi. Yine bu geziler esnasında SCF’nin yerel teşkilatını örgütlemek isteyen yerel gönüllülerle görüşüldü. Gezi biterken Fethi Bey, halkın partisine gösterdiği büyük ilgiye şöyle değiniyordu: “Seyahatimde, teşkil ettiğim fırkanın derinden duyulan bir ihtiyaca tekabül ettiğini görmekle bahtiyarım”.¹¹

Sonuç kısmını Cem Emrence’den bir alıntıyla yapalım:

3–13 Eylül 1930 tarihleri arasında gerçekleşen SCF Batı Anadolu turu ülkenin o güne kadar gördüğü en kitlesel siyasal mobilizasyonlardan birini yaratmıştı. Bu anlamda kentlerde düzenlenen SCF mitingleri, SCF heyetinin karşılama törenleri, otel balkonundan verilen nutuklar ve demir yolu istasyonu ziyaretleri 1930 Türkiye’sinin demokrasi platformlarını oluşturdular. Muhalefet partisinin Batı Anadolu’da gördüğü ilgiyi tetikleyen en önemli gelişme ise hiç şüphesiz SCF’nin ekonomik krize çözüm bulma vaadiyle ortaya çıkmış olmasıydı.¹²

Aşağıdaki tablo da Cem Emrence’den alıntıdır.¹³

tablo1

¹ TEKELİ, İlhan, İLKİN, Selim. 2009. ‘1929 Dünya Buhranında Türkiye’nin İktisadi Arayışları’. İstanbul: Bilge Kültür Sanat Yayınları. S.165

²Ağaoğlu, Ahmet. [1950] 1994. Serbest Fırka Hatıraları. İstanbul: İletişim Yayınları. S.58–59

³Emrence, Cem. 2006. 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası. İstanbul: İletişim Yayınları. S.95

⁴ Emrence, Cem. 2006. 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası. İstanbul: İletişim Yayınları. S.97

⁵Avşar, Abdülhamit. 1998. Bir Partinin Kapanmasında Basının Rolü: Serbest Cumhuriyet Fırkası. İstanbul: Kitabevi Yayınları. S.111

⁶ Bu konu hakkında biraz daha bilgi için buraya tıklayın.

⁷ Avşar, Abdülhamit. 1998. Bir Partinin Kapanmasında Basının Rolü: Serbest Cumhuriyet Fırkası. İstanbul: Kitabevi Yayınları. S.110

⁸ TEKELİ, İlhan, İLKİN, Selim. 2009. ‘1929 Dünya Buhranında Türkiye’nin İktisadi Arayışları’. İstanbul: Bilge Kültür Sanat Yayınları. S.166–168. Sıralamayı buradan aktardım, ayrıntılı bilgi için Emrence, Cem. 2006. 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası. İstanbul: İletişim Yayınları. S.100–104 ya da şu linke bakmak gerekir.

⁹ İzmir Mitinginde yaşanan ilginç bir ‘şapka’ anekdotu için buraya tıklayınız.

¹⁰ Emrence, Cem. 2006. 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası. İstanbul: İletişim Yayınları. S.104-105

¹¹ Emrence, Cem. 2006. 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası. İstanbul: İletişim Yayınları. S.120

¹² Emrence, Cem. 2006. 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası. İstanbul: İletişim Yayınları. S.120

¹³ Emrence, Cem. 2006. 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası. İstanbul: İletişim Yayınları. S.121

Not: Yazı dizisinin diğer bölümlerini okumak için sitenin sağ tarafında kalan “Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Kısa Tarihi” başlıklı resime tıklayınız.



Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Kısa Tarihi(4)

21 03 2009

İdeoloji ve Söylem

Bu yazıda, resmi ideoloji tarafından şeriatçı diye nitelendirilen Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın temel ideolojik tutumunu ve Fırka’nın ileri gelenlerinin, bu tutumu gösteren söylemini irdelemeye çalışacağım.

Önceki yazıda Atatürk ve İnönü’nün daha Nisan ayında yeni fırka hakkında ilk görüşmeleri yaptıklarını görmüştük. Bu görüşmeler esnasında bir fikir edinmiş olmalılar ki, daha sonra fırkanın kurulması kararı alındıktan sonra Atatürk ve Fethi Bey arasında yeni fırkanın ideolojisi hakkında şu konuşma geçmiştir:

Gazi: …”Yalnız bugünkü fırkanın(CHF kastediliyor S.İ.) sağında hiçbir teşekküle müsaade edemem. Yeni teşekkül ancak Halk Fırkası’nın solunda olmalıdır. Fırkayı teşkil edecek olursanız siyasi renginiz ne olur” dedi.

“Ben(Fethi Bey, S.İ.) öteden beri hürriyet taraftarıyım, binaenaleyh benim teşkil edeceğim fırka liberal bir fırka olur” dedim ve Halk Fırkası2nın hürriyet taraftarı olmadığını düşünerek, “tabiatiyle böyle bir fırka Halk Fırkası’nın solunda bir mevki alır” diye ilave ettim.¹

Böylece partinin yürüyeceği yol belirlenmiş oluyordu. Tabii yeni fırkanın liberalliğine çeşitli sınırlar konulmuştu. Yeni fırka Laik ve Cumhuriyetçi olmak durumundaydı² ve Cumhuriyet İnkılâplarının savunucusu olmak zorundaydı. Fırka 99 günlük yaşamı boyunca, bu sınırlar içerisinde siyasi ve ekonomik liberalliği savundu. Ancak ana söylem neredeyse tamamıyla ekonomik buhran, hükümetin bu buhranı idare ediş şekline getirilen eleştiriler ve SCF’nin buhrandan kurtulmak için planladığı çözüm önerileri üzerine kurulmuştu. Yani temelde 1930′a kadar yaşanan siyasi ve sosyal olaylara neredeyse hiç eleştiri getirilmemiş, ama İsmet Paşa hükümetinin ekonomi politikasını, fırkanın kurulması sürecinde Fethi Bey’in Atatürk’e yolladığı mektupla başlayarak, sürekli olarak ve yoğun bir şekilde eleştirmiştir.

Özellikle Fethi Bey’in nutuk ve mülakatlarında bu duruma rastlıyoruz. Vergilerin halkın tahammülünden yüksek olması, vergi toplamada yaşanan sorunlar, vergilerini ödeyemediler diye hapishaneye atılan vatandaşlar, demiryolları gibi yapımı güç ve pahalı bir yatırımın yükünün tek bir nesle yüklenmesi, paranın istikrarsız durumu, Ziraat Bankası gibi çiftçiye yardım için kurulan bir bankanın kredi ihtiyacı olan çiftçilere türlü zorluklar çıkartması ve inhisarların(tekellerin) durumu, genel eleştiri noktalarını oluşturmuştur. ³

Bu arada partinin kurulması ve kurulur kurulmaz yoğun bir ilgiyle karşılanması üzerine SCF hakkında bazı olumsuz iddialar(SCF Arap harflerini ve fesi geri getirecekmiş vs.) da ortaya atılmış ve parti ileri gelenleri her fırsatta bu iddiaları yalanlamak durumunda kalmışlardır.

Yani özetle, SCF iktisadi ve siyasi konularda liberal olsa da ülkenin başındaki Tek Parti yönetimine ve bu yönetimin o güne kadar gerçekleştirdiği ‘devrimlere’ herhangi bir eleştiri getirmemiştir. Temel de yaptığı hükümetin ekonomi politikalarını eleştirmek ve aynı zaman da hak ve hürriyetlerin tüm vatandaşlar için eşit uygulanması gerektiği belirtmek olmuştur(Bazı gayrimüslimlerin de fırkaya alınması bu bakımdan önemli bir husustur).

Son olarak, SCF’nin kanun ve programından birkaç alıntı yapmak faydalı olacaktır:

Serbes, Layık, Cümhuriyet Fırkasının Yasası:

1- Serbes lâik Cümhuriyet Fırkası cümhuriyet usulünü milli hakimiyetin en yüksek tecellisi olarak kabul eder.

4-Vicdan hürriyeti, mesai, serbestîsi, fikir, kelâm ve içtima hürriyetleri, icra kuvveti, murakabe ve kontrol salâhiyeti ve halk kütlelerinin belediye ve vilayet idarelerinde kendi işlerini kendileri görmeleri esası fırkanın hasatsan benimsediği umdelerdir.

5- Harsî, iktisadî, malî her türlü teşebbüslere yardımcı olmak ve küçük, büyük iktisadi teşebbüs ve teşekküllerin inkişafına mani olan engelleri kaldırmak ve memleket iktisadiyatını yükseltmek ve milletin umumî menfaatlerini muhafaza için devletin mükellef olduğu murakabe hududunu tecavüz edecek müdahalelere meydan vermemek fırkanın varmak istediği gayedir.

Program

Madde 1- SCF cumhuriyetçilik, milliyetçilik ve laiklik esaslarına bağlıdır. Bu esasların millet bünyesinde ebedileşmesi gayedir.

Teşkilât-ı Esasiye Kanunundaki hürriyet ve masuniyet hakları bilâistisna herkes için mer’i tutacak, hiçbir arızaya uğratmayacaktır.

Madde 2- Vergiler millet efradının iktisadî teşebbüs kabiliyetini sarsmayacak ve halkın takati hududunu aşmayacak derecede tahfif olunacaktır.

Vergi tarhında daha salim esaslara istinat edilecek ve tahsilindeki yolsuzluklar kaldırılacaktır.

Madde 3- Fırka, devlet varidatının semereli surette sarfına dikkat ve büyük nafıa teşebbüsleri masraflarının yalnız bir nesle tahmilinden içtinap eder.

Madde 4- Fırka, paramızın kıymetini biran evvel tesbit için tedbir almak ve memleketimizde iş görmek isteyecek haricî sermayeye bu suretle yol açmak azmindedir.

Madde 5- Fırka, vatandaşların refahına malî ve iktisadî her türlü teşebbüslerine engel olan hükümet müdahalelerini kabul etmez. Memleketin iktisadi hayatının inkişafında her türlü teşebbüs erbabının zahiridir.

Cumhuriyetin menfaatleri için girişilmesi icap eden iktisadi işlerde fertlerin kuvveti gayr-ı kâfi görüldükçe, Devlet doğrudan doğruya teşebbüs eder.

Liman inhisarı kalkacaktır.

Madde 6-Köylünün ve çiftçinin ucuz faizle ve müşkülatsız usüllerle para bulması ve iktisadî bünyemizi zayıf düşüren mürabahacılıktan(tefecilikten S.İ.) kurtarılması fırkanın en mühim maksatlarındandır.⁴

¹Okyar, Osman; Seyitdanlıoğlu, Mehmet. [1997] 2006. Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye: Fethi Okyar’ın Anıları. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. S.105-106

² Okyar, Osman; Seyitdanlıoğlu, Mehmet. [1997] 2006. Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye: Fethi Okyar’ın Anıları. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. S.118

³ Bu konuda SCF’nin perspektifini gösteren ve dönemin halkının içinde bulunduğu ekonomik durumu örnekleyen birkaç alıntıyı sitede yayınlamıştım. SCF perspektifi için bkz: Broşür ve Marifet. Halkın durumu için bkz: Zalim Mutemetler ve Şikâyetname.

⁴ Tunçay, Mete. 2005. Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetimi’nin Kurulması 1923-1931. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları. S.417-425. Programın ve Fırka Kanunlarının tamamını burada bulunabilir.



Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Kısa Tarihi(3)

23 02 2009

Kuruluş

Serbest Fırka’yı kuralım artık. 20 Nisan 1930 tarihinde Atatürk ve İnönü arasında yeni bir fırka hakkında görüşmeler yapıldı. İnönü bu görüşmeler hakkında not defterine şu notu düştü:

“Akşam Gazi ile Marmara’da. Yeni intihap. Muhalif fırka intihabı. Fethi Bey’in muhalefet riyaseti görüştük.”¹

Görülüyor ki daha Fethi Bey Paris’te iken fırkanın kurulması ve onun fırka reisi olması kararlaştırılmış bile. O, 22 Temmuz’da ülkeye tatil amaçlı dönünce haberi ilk kez, Atatürk’ü ziyaret için gittiği Yalova’da, Rize Mebusu Fuat Bey’den -kesinlikle kabul etmemesini tavsiye olunarak- öğrendi.² Yalova’da buluştuğu Atatürk ise konuyu bir müddet sonra açtı ve Fethi Bey ile ilk görüşmeler başladı. Anılarından görüldüğü kadarıyla Fethi Bey bu görüşmeler esnasında Atatürk’ün tarafsızlığı konusunda özellikle ısrar ediyor. Atatürk, Halk Fırkası’ndan ayrılmamakla birlikte, Fethi Bey’le gazetelerde yayınlanacak bir açık mektuplaşma yapmak ve yeni partiye maddi destek vermek suretiyle bu tarafsız kalacağını göstermeye çalışmış, hatta daha sonraları kız kardeşini de SCF’ye üye yazdırmak suretiyle bu teminatı sağlamlaştırarak Fethi Bey’i ikna etmiş, bu arada Ağaoğlu Ahmet Bey’i de kargatulumba yeni fırkaya aktarmıştır⁴. Bahsi geçen görüşmeler esnasında mebus pazarlıkları da yapılmıştır. Özetle İsmet Paşa: “50 mebus veririz”, Fethi Bey “120 tane isterim” demiş. Atatürk tarafları 70 de uzlaştırmış. Bu pazarlıklar boşuna yapıldığını görüyoruz. 99 günlük ömründe Serbest Fırka’ya hepi topu 15 mebus üye olmuştur ³. Fırkanın ismi, ideolojisi ve yapacağı muhalefetin şekli bile bu görüşmeler esnasında belirleniyor⁴.

Önce Fethi Bey sonra Ağaoğlu Ahmet Bey ve akabinde Nuri(Conker) Bey ikna edilince partinin kemik kadrosu oluşmuş oluyor. Fethi Bey ve Atatürk gazetelerde yayınlanacak mektuplaşmalarını hazırlarlar, Ahmet Bey ise parti nizamnamesini yazar. İlerleyen zamanlarda da Atatürk Fethi Bey’in meclise girmesi için Gümüşhane’de bir ara seçim yapılması için ayarlamalar yapar.

Bu arada partinin kuruluş şekline Ağaoğlu Ahmet Bey’den bir eleştiri gelir. Atatürk’le Fethi Bey’in birbirlerine yazdıkları mektupların okunduğu bir toplantıda, Atatürk Ahmet Bey’in fikrini sorar. Ahmet Bey de ‘Bu biraz sun’idir’ der ve devam eder:

“Arz etmek istiyorum ki, zatı devletinizin vaziyeti sarih değildir. Eski fırka olduğu gibi kalıyor, onun başında yine İsmet Paşa, devletin bütün kuvvetlerine, cihazlarına, vasıtalarına hâkim olarak kalıyor. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi zatı devletleri de dünyaya yayılmış şöhret ve prestijinizle yine o fırkanın başında kalıyorsunuz! Buna mukabil her türlü vasıtadan mahrum Fethi Bey çıkıyor. Kim gider onun yanına? ” (Bu toplantı sırasında Nuri Bey Atatürk’ün emriyle SCF’ye geçer.) ⁵

Bu arada Cemil Koçak hocanın önemli bir tespitinden de bahsetmeden geçemeyeceğim. Bu mektuplaşmalar hazırlanırken Fethi Bey kendi mektubunda ‘ayrı bir fırka ile siyasi mücadele sahnesine atılmak azmindeyim‘ cümlesindeki ‘azmindeyim’ kelimesiyle bir ‘haber verme’ manası vermeye çalışırken, Atatürk’ün düzenlemesiyle bu ‘azmindeyim’ kelimesi ‘arzusundayım’a çevrilerek mektup, tek kelime değişikliğiyle bir ‘izin alma’ havasına büründürülmüştür. O dönem parti kurmak için teorik olarak herhangi bir yasal izne gerek olmasa da, bu mektuplarda da vurgulanmaya çalışıldığı gibi pratikte, Atatürk’ün izni olmadan kimsenin siyaset yapma şansı yoktur⁶.

11 Ağustos 1930′da Fethi Bey’in mektubu, ertesi gün de Atatürk’ün cevabı gazetelerde neşredildi. 12 Ağustos 1930 günü bürokratik formaliteler halledildikten sonra Serbest Cumhuriyet Fırkası resmen kurulmuş oldu.


¹İnönü, İsmet (haz. Demirel, Ahmet).2008. Defterler (1919-1973). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. S. 148

²Okyar, Osman; Seyitdanlıoğlu, Mehmet. [1997] 2006. Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye: Fethi Okyar’ın Anıları. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. S.97

³ Okyar, Osman; Seyitdanlıoğlu, Mehmet. [1997] 2006. Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye: Fethi Okyar’ın Anıları. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. S.111-112

⁴ Okyar, Osman; Seyitdanlıoğlu, Mehmet. [1997] 2006. Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye: Fethi Okyar’ın Anıları. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. S.102-107

⁵ Ağaoğlu, Ahmet. [1950] 1994. Serbest Fırka Hatıraları. İstanbul: İletişim Yayınları. s.35-40

⁶ Koçak, Cemil. 2006. Belgelerle İktidar ve Serbest Cumhuriyet Fırkası. İstanbul: İletişim Yayınları: S.171-176



Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın Kısa Tarihi(2)

25 01 2009

Neden?

Serbest Fırkası’nın kısa ömrünü konuşmadan, bu ömrün dâhilinde yaşananların tam manasıyla anlaşılabilmesi için evvela: “bu fırka neden kurulmuştur?” sorusuna yanıt vermeliyiz. Çünkü “neden” sorusunun cevabı, Fırka’nın “ne”liğini (veya ne olarak planlandığını ve algılandığını) da anlamamız açısından önemlidir.

“Neden?” sorusuna çeşitli cenahlardan çeşitli cevaplar gelmiştir. Resmi ideolojinin ortaya attığı: “Atatürk ülkede demokrasiyi yerleştirmek için bu fırkayı kurdurdu ya da kurulmasına izin verdi” tezini bahse değer bile bulmuyorum. Zira bir parti liderinin emirle başka bir parti kurdurması demokrasiyle ve demokrat anlayışla bağdaşmadığı gibi teoride siyasi parti kurmak için herhangi bir yasal izne gerek duyulmadığı bir dönemde, pratikte böyle bir iznin elzem olması, bu “demokrasi yerleştirme” iddialarının ne kadar traji-komik olduklarını ortaya koymaya yeterlidir diye düşünüyorum.

Burada yöntem olarak bazı temel görüşleri alıntılarla örneklemek ve bu örnekleri yorumlamak yolunu seçeceğim.

Cem Emrence 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası kitabında önce Türkiye’nin geniş bir ekonomik tasvirini yaptıktan sonra¹, sürekli(Büyük Buhran’ın ve Osmanlı borçlarının etkisiyle) kötüye giden ekonomik koşulların oluşturduğu sosyal hoşnutsuzluğun Serbest Fırka’nın kurulmasında temel sebep olduğunu belirtir:

“Özetle, farklı biçimlerde piyasaya bağımlı gruplar[çiftçi, tüccar, işçi S.İ.] ekonomik buhrana karşı kendi savaşlarını vermek zorunda kaldılar. Krize ekonomik çözüm bulmakta zorlanan Kemalistler, krizin yarattığı sosyal hoşnutsuzluğu uzun süre görmezden gelemedi. Bu noktada, cumhurbaşkanı Mustafa Kemal kendi inisiyatifi ile ülkede oluşan toplumsal muhalefetin yeni bir siyasi parti ile meclise taşınmasına karar verdi.”²

Emrence’nin araştırması SCF tabanının fırkaya yönelmesinin nedenleri konusunda fazlasıyla açıklayıcı olsa da sadece ekonomik sorunlar sonucu ortaya çıkan “sosyal hoşnutsuzluk” Halk Fırkası ve özellikle de bizzat Mustafa Kemal’in böyle bir girişime atılmalarını açıklamak konusunda eksik kalır.

Bu eksikliği bir nebze olsun gidermek için ise Mete Tunçay’ın Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetimi’nin Kurulması(1923-1931) kitabına göz atmak gerekir:

“Bir kere, dış dünyanın doğrudan ve dolaylı etkileri vardır. SCF önderinin yurtdışından (Paris Büyükelçiliğinden) gelmesi, bu kategorideki nedenlerin önemini arttıran bir etken olmuştur. Bunların ağırlık payını abartmaktan çekiniyorum. Fakat dış dünyaya kendimizi beğendirmek isteğinin bile bir rolü olduğu açıktır. Denilebilir ki, o yıllar boyunca dış dünyada çok-partili demokrasiler tek model değildi. Sovyet Rusya ve Faşist İtalya da vardı. Fakat Gazi ve arkadaşlarının kendilerini beğendirmek istedikleri dış dünya, Batı dünyasıydı. Dış dünyanın yine doğrudan sayılabilecek bir etkisi, (bu konu henüz aydınlatılmamış olmakla birlikte) Düyun-ı Umumiye’nin temizlenmesiyle ilgilidir. Nihayet, dolaylı bir dış neden, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımının yurdumuza da yansımasıydı.

İç sorunlar ise -ayrımlanmaları özellikle güç olmakla birlikte- ekonomik sıkıntı(yoksulluk), umulan gelişmeye erişilememesi ve genel bir hoşnutsuzluk diye özetlenebilir. Bunların gerisinde Doğu’da sürüp giden Kürt ayaklanmalarının da etkisi olduğu kesindir.

Tek-Parti iktidarının başı (cumhurbaşkanı), hükümet eleştirisiz ve sorumsuz bir durumda olduğu için, muhalif bir partinin varlığında yarar görmüştür. Ancak, ilk gününden itibaren bütün bu girişimi yapay kılan, yaratılan muhalefetin giderek bir iktidar seçeneği olmasının gerçekten göze alınmaması olmasıdır. Cumhurbaşkanının bakış açısından, ülkenin yararlarıyla CHF’nin yararları özdeştir. Dolayısıyla SCF’nin yaratılması, rejim için olmaktan çok, parti için faydalı olacak diye düşünülmüştür. Bu sayede partinin çürük yanları açığa vurulacak, temizlenecek, dolayısıyla parti güçlenecektir. Fakat örgütün içindeki birtakım çıkar grupları, bu tasarımın gerçekleşmesinden endişeye düşmüşler ve deneyimin sonra erdirilmesinde etkili olmuşlardır.”³

Görüldüğü gibi hoca iç ve dış nedenlerin konu başlıklarını değinip fazla ayrıntıya girmemiş ancak Atatürk’ün CHF ile Devleti özdeşleştirmesini ve SCF’yi kendi fırkasını geliştirecek bir araç olarak görmesini özellikle vurgulamıştır(-ki burası çok kritiktir). Ama buradaki eksiklik de Atatürk’ün, güçlenen ve kendisine olan bağımlılığı sürekli azalan İnönü’yle ilişkilerinde, SCF’ye ve Fethi Bey’e nasıl bir rol biçildiği konusudur.

Bu noktada Cemil Koçak “Belgelerle: İktidar ve Serbest Cumhuriyet Fırkası” kitabında, belki de tartışmaya çalıştığımız “neden” sorusuna en derli toplu cevabı vermiştir:

“Atatürk’ün kafasının içinde şöyle bir senaryo olmalıdır: (a) Muhalefet partisi, içeride ve dışarıda tek partili rejimin ortaya çıkardığı görüntüyü ortadan kaldıracaktır. (b) Muhalefet partisi, Batı Avrupa ülkeleri, ama özellikle Fransa ile olan ilişkilerin geliştirilmesi için yeni bir manivela imkânı sağlayacaktır. (c) Muhalefet partisi, Başbakan İsmet İnönü’nün rejim içindeki rakipsiz konumuna artık bir son verecektir. (d) Muhalefet partisi, bütün bunları gerçekleştirirken, aynı zamanda Atatürk’ün ikinci partisi olarak kalacaktır. (e) Muhalefet partisi, yalnızca Meclis içinde belirli sınırlar içinde hükümeti denetlemekle sınırlı kalacaktı. (f) Muhalefet partisinin Meclisteki denetiminin sınırları ise, Atatürk’ün sofrasında çerçevelenecektir. (g) Muhalefet partisi, Meclis içi denetim organı olmaktan çok, elitler arasında bir denge işlevi görecektir.

Bir ihtimal de, SCF aracılığıyla, toplumsal muhalefet için yumuşak bir çıkış noktası açılmak istenmiş olabilir(…)”⁴

Hoca kitabında, özellikle Halk Fırkası’nın yabancı basının kendilerine gösterdiği ilgi hakkında fazlasıyla dikkatli olduğunu gösteren belgeler sunarak “a” ve “b” şıklarını özellikle ispatlamıştır⁵. Fethi Bey(Okyar)’ın anılarında geçen Atatürk’ün şu sözleri, dışardan nasıl göründüğüne verdiği önemin göstergesidir:

“Bunlara(tenkitlere ve tartışmalara) tahammül edeceğiz. Başka çare yoktur. Bugünkü manzaramız aşağı yukarı bir dictature manzarasıdır. Vakıa bir meclis vardır, Fakat dâhil ve hariçte bize dictateur nazariyle bakıyorlar.

Geçen sene Ankara’yı ziyaret eden Alman muharrirlerinden Emil Ludwig bana şekli idaremiz hakkında tuhaf sualler sormuş ve diktatörlüğümüze kanaat ederek geri dönmüş ve bu kanaatini de yazmıştır

Hâlbuki ben cumhuriyeti şahsi menfaatim için yapmadım. Hepimiz faniyiz. Ben öldükten sonra arkamda kalacak müessese bir istibdat müessesesidir. Ben ise, millete miras olarak bir istibdat müessesesi bırakmak ve tarihe o surette geçmek istemiyorum”⁶

Görüldüğü gibi Atatürk’ün asıl derdi rejimin ne olduğu değil, nasıl göründüğüdür.

Bütün yazılanları toparlamak gerekirse SCF’nin neden kurulduğu sorusuna şöyle bir cevap vermek mümkündür: Üç yazar da SCF’nin Atatürk’ün kendi iradesi ve inisiyatifi ile kurduğu konusunda hemfikirdir dersek yanlış yapmış olmayız herhalde. Birbirine geçmiş Ekonomik sorunlar(Lozan yükümlülükleri, 1929 Krizi, Muhacirler, düzenli çıkan Kürt ayaklanmaları, sonucu ortaya çıkmış), bu sorunları çözmek konusundaki (yalnızca “ben ve ekibim” ülkeyi daha iyi bir hale getirebiliriz şeklindeki) anlayış ve bu anlayışın(dâhilde ve hariçte) oluşturduğu diktatör imajından kurtulmak -ek olarak da İsmet Paşa’nın yükselişini duraklatmak- gibi meseleler Atatürk’ü bir muhalefet partisi kurma yoluna itmiştir. Tabii belirtmek lazım, önce CHF içinde bir “blok” fikri ortaya atılmışsa da İsmet Paşa’nın reddetmesiyle son çare olarak yeni fırka seçeneğine geçilmiştir.⁷

¹ Emrence, Cem. 2006. 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası. İstanbul: İletişim Yayınları. S.47-74

² Emrence, Cem. 2006. 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası. İstanbul: İletişim Yayınları. S.74

³ Tunçay, Mete. 2005. Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetimi’nin Kurulması 1923-1931. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları. S.247-249

⁴ Koçak, Cemil. 2006. Belgelerle İktidar ve Serbest Cumhuriyet Fırkası. İstanbul: İletişim Yayınları: S. 627

⁵ Koçak, Cemil. 2006. Belgelerle İktidar ve Serbest Cumhuriyet Fırkası. İstanbul: İletişim Yayınları: S. 180-189, 201-202, 215-220, 344-350,

⁶ Okyar, Osman; Seyitdanlıoğlu, Mehmet. [1997] 2006. Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye: Fethi Okyar’ın Anıları. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. S.103-104

⁷ bkz: Okyar, Osman; Seyitdanlıoğlu, Mehmet. [1997] 2006. Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye: Fethi Okyar’ın Anıları. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. S.105 ve Ağaoğlu, Ahmet. [1950] 1994. Serbest Fırka Hatıraları. İstanbul: İletişim Yayınları. s. 37



Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın Kısa Tarihi(1)

18 01 2009

Giriş

Ülkemiz tarih yazıcılarının büyük çoğunluğunun ve okullardaki tarih öğreniminin içler acısı seviyedeki ideolojik yapısı ve bilimsel tarih yazıcılığının -son döneme kadar- konu hakkında yetersiz kalması yüzünden, “Serbest Cumhuriyet Fırkası”(bundan sonra SCF) denilince insanlarımızın kafasında “şeriatçı” ve “gerici” bir parti imajı oluşuyor. Özellikle okullardaki tarih eğitiminde Menemen Olayı’yla SCF “deneme”sinin iç içe anlatılması, zihinlerde bu iki olayın bağlantılı olduğu şeklinde bir intiba oluştur(ul)uyor.

Ancak son yıllarda yapılan özellikle iki SCF konulu monolog¹, öncesinde tek parti dönemine ilişkin bazı incelemelerde SCF’ye ayrılan bölümler² ve bunlardan biraz daha önce yayınlanan SCF yönetici kadrosundan olan kişilerin hatıraları³ SCF’ye bakışta yeni bir perspektif oluşmasını sağladı. Sağlam bir temele oturmuş bu yeni perspektif ise resmi-ideolojinin sürekli tekrarlanan dogmalarının abartı, çarpıtma ve daha ağır bir tabirle yalandan ibaret olduğunu görmemizi sağladı.

SCF araştırmalarıyla, resmi ideolojinin sık sık yinelediği iki meselenin bertarafı sözkonusudur.

İlki; Atatürk’lü yılların Türkiye’nin en iyi ve en mutlu yılları olduğuna dair derin yanılgıdır. SCF, bugünün tarihçileri için 1923-1938′li yılları tartışırken bir turnusol kağıdı işlevini görmüştür. Kitlelerin CHF’ye karşı duydukları hissiyat ve ülkenin ekonomik durumu hakkında SCF-CHF(Cumhuriyet Halk Fırkası) çatışmaları arkalarında çok aydınlatıcı bilgiler bırakmışlardır. Bu bilgiler incelendiği zaman 1930′lu yılların Türkiye’nin altın dönemi olduğunu ilan edenlerin ne kadar sığ bir noktadan döneme baktığını göstermektedir.

İkincisi; SCF’nin Cumhuriyet düşmanı olduğu şeklindeki söylemdir. Dönemin (gelişmelerde taraf olan)CHF’lilerin SCF algısı -ki memlekete zararlı olan herkesin içinde aynı anda bulunduğu fırka şeklindedir. Halk Fırkalıların gözünde: aynı anda hem şeriatçılar, hem komünistler ve ek olarak bilumum gayrı memnunlar SCF’lidirler- , aynen tarih kitaplarına geçirilmiş, sonraları yetişen tarihçilerin çoğunluğu tarafından sorgulanmadan kabul edilmiştir. Ancak hem geçmişin, hem de bugünün CHF/P’sini incelediğimiz zaman, farklı olanı düşman sayan ve illaki şeriatçı yaftasını yapıştırmaya çalışan bir parti görünümü karşımıza çıkar. Yapılan araştırmalar ise bu iddiaların partiye karşı gösterilen tepkinin temel nedeni olmadığını gösteriyor. Örneğin Parti başkanı Fethi Bey(Okyar) zaten parti “yasası”nda⁴ açıkça belirtilmiş olan “layıklık(laiklik) ve cumhuriyetçilik” konularında partisinin taraf olduğunu yaptığı birçok konuşmasında ve basına verdiği mülakatlarda özellikle belirtme ihtiyacı duymuştur. Zira Fethi Bey -haklı bir şekilde- halkın partisine gösterdiği ilgiyi ekonomik koşullardaki büyük gerilikle ilgili olduğunu savunmuş, CHF’lilerin, fırkasına geçen herkesi irticacı, inkılâp ve cumhuriyet düşmanı olarak göstermeye çalışmasına tepki göstermiştir.

Bunların yanı sıra SCF’li geçen 99 günde -seçimlerden önce ve seçimler sırasında- vuku bulan bazı olaylar ise kendisini Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin devamı sayarak kendisine bir kutsallık atfeden Cumhuriyet Halk Fırkası’nın aslında o kadar da kutsal olmadığını göstermesi bakımından ilgi çekicidir.⁵

Velhasıl 1930 yılının Ağustos-Kasım ayları arasında yaşananlar, Tek Parti döneminin çok acı bir özeti gibidir. Bu kısa aralıkta yaşanan olayları ve yaşayan kişileri anlamak, değerlendirmek ve tartışmak ise hangi perspektiften bakılırsa bakılsın faydalıdır. Bu yüzden bugüne kadar okuduklarım ve bundan sonra okuyacaklarım ışığında bende bu konu hakkında birkaç kelam etmek istiyorum. İşin başından belirteyim, laubali bir yazı dizisi olacak. Sonraki yazı ne zaman gelir, dizi ne zaman biter belli olmaz. “Demedi” demeyin.

¹ bkz: Cem Ermence 99 Günlük Muhalefet: Serbest Cumhuriyet Fırkası, Cemil Koçak Belgelerle İktidar ve Serbest Cumhuriyet Fırkası

² örneğin bkz: Tunçay, Mete. 2005. Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetimi’nin Kurulması 1923-1931. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları. S.247-278

³ örneğin bkz: Ahmet Ağaoğlu Serbest Fırka Hatıraları.

⁴ Metin için bkz: Tunçay, Mete. 2005. Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetimi’nin Kurulması 1923-1931. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları. S.417-425

⁵ Bu mesele hakkında iki örnek için tıklayınız. (1,2)