‘Kağıt Parçası’nın, sadece bir kağıt parçası olmadığını öğrendik birkaç gün önce. Muz orta kıvamındaki Genelkurmay Başkanımızın göz göre göre söylediği ilk yalan değil bu. Poyrazköy kazılarında çıkan mühimmatın da TSK’ya ait olmadığını söylemişti Paşa hazretleri. Sonra silahların TSK’ya ait olduğu MKE tarafından ortaya çıkarılınca bir açıklamaya bile gerek duymamıştı. Şimdi açık açık demokrasiye saldırı manasına gelen bu belgeyi hazırlayanların ve yine bu belge için ‘KAĞIT PARÇASI’ diyen Paşa’nın akıbeti ne olacak, onu bekliyoruz.
Ortalama bir demokrasi de ne olurdu? Biraz haysiyeti olan Genelkurmay Başkanı istifa ederdi. O kişi yeterince haysiyetli değilse de, hükümet onu görevinden alırdı. Bizim Genelkurmay Başkanımız insanların gözünün içine baka baka yalan söylebilecek kadar tiyniyet sahibi olduğu için istifa bir seçenek olarak görünmüyor. Hükümet bir yaptırım yapacak mı? Umutlu değilim. Kapalı kapılar ardında yeni pazarlıklar yapılacak, taşlar yeniden dizilecek, oyun yeniden başlayacak. Türkiye’nin geleneği budur.
Siyasi arenada bu olurken halkdan nasıl bir tepki gelecek? Orası alengirli. Alengirli olmayan kısım, ulusalcı kesimlerin vereceği tepki. “AKP olmasında ne olursa olsun” zihniyeti devreye girecek. Hatta girdi bile. Hürriyetin “Savcılık, 6 subayı ifadeye çağırdı” başlıklı haberinin altına Zafer Akgün tarafından bırakılan yorum gayet simgesel:
“IRTICA ILE MUCADELE NE ZAMANDAN BERI SUC OLDU ACABA?
AMERİKADAN ILIMLİ İSLAM ÇIKTIKTAN SONRA.”
Çok uzun uzadıya bir şey yazmaya gerek yok. Bekleyip göreceğiz. Son olarak Ayhan Aktar’ın bugünkü yazısını alıntılayalım. Yazı Baykal üzerine olsa da konusu gereği, bizim meselemizi de ilgilendiriyor:
Aslında, Baykal sizsiniz!
Baykal’ın hapisteki Ergenekon sanıklarına selam yollaması, Başbakan Erdoğan ile görüşmek için kamera şartı koyması, silahlarını bırakıp teslim olan PKK’lılar hakkında “Dağdan inen PKK’liler bırakılıyor; PKK’yi övenler, yataklık edenler hapiste” diyerek barış sürecini torpillemeye çalışması basında eleştiriliyor. Yıllardır Kemalizm ve Türk siyasal hayatı üzerinde çalışan bir sosyal bilimci olarak Baykal’ın yaptıkları beni hiç şaşırtmıyor. Fakat nedense, etrafta şaşıranlar pek çok!
Baykal’ın fikriyatına yakın olduğunu düşündüğüm kalemler bile isyanlarda… Örneğin, Fatih Altaylı şunları yazmış: “Cumhurbaşkanı, ‘Ana muhalefet de MGK’da temsil edilsin’ diyor. Baykal, ‘Olmaz öyle şey’ diyor. Başbakan, ‘Açılımı görüşelim’ diyor. Ona da ‘Kamerayla olursa olur’ deyip Dolmabahçe benzetmesi yapıyor… Rica ediyorum, 7 yaşındaki tek çocuklar gibi ‘İstemem, istemem’ deyip duruyorsunuz. Bâri ne istediğinizi söyleyin. Ama galiba onu da bilmiyorsunuz. Bakın PKK’lıların bir bölümü dağdan iniyor. Üşenmeseniz Silopi’ye gidip, ‘İnmeyin, dağa geri dönün’ diyeceksiniz. Yapmayın Deniz Bey! Lütfen yapmayın!” (Habertürk, 20 ekim).
Bu yazıları okuyunca insan şaşırıyor. İçimden şu soruyu soruyorum: Peki, ne bekliyordunuz? Son iki seçimde “AKP’ye karşı ortak cephe” taktiği ile okurlarınızı Baykal’a oy vermeğe davet edenler sizler değil miydiniz? 2007 seçimlerinden önce sandıktan CHP + MHP koalisyonu çıksın diye çalışmadınız mı? İşte, seçimden üç gün önce yazılan bir yazı:
“Bizim mahallede cevabı en kolay verilecek soru şudur: CHP’ye oy verilebilir mi? Elbette verilebilir. Hatta “verilmelidir”… Tabii ikinci bir soru daha var: “Baykal’a oy verilebilir mi?”…. Tıpkı Demirel gibi Baykal da “kızmayan”, “küsmeyen”, “sinirlerine hâkim olan” bir siyasetçidir. Baykal’ın bu özelliği, onun seçim sonrasında hükümet sorumluluğu yüklendiği takdirde, en önemli meziyeti haline dönüşecektir. Bugün miting meydanlarının hırçın adamı, yarın devlet koltuğunda fevkalade uzlaşmacı bir siyasetçi haline dönüşebilir. Tanıdığım Baykal, bu karakterde bir insandır… Öyleyse baştaki soruya tekrar dönelim. Baykal’a oy verilebilir mi? İç rahatlığıyla “Evet” (Hürriyet, Ertuğrul Özkök, 19 Temmuz 2007).
Dolayısıyla, şimdi sızlananları anlayamıyorum. Kabul edelim, Baykal yetenekli bir politikacı. Kendisine verilen temsil görevini sonuna kadar sürdürüyor. Emeklilik yıllarını ‘CHP lideri’ olarak geçirmekten başka bir amacı da yok!
Araştırmacı Tarhan Erdem’in hesaplamalarına göre, cennet vatanımızda AKP’den kurtulmak için şeytanla bile işbirliği yapabilecek altı milyon insan var. Bunların “büyük çoğunluğunun yaşam tarzları moderndir ama, kuşkuları nedeniyle, siyasal özgürlükler konusunda ‘gerektiğinde asker müdahale edebilir’ demektedirler. Türkiye’nin yüksek eğitim görmüş, meslek sahibi yetişmiş insanının, yüzde 60 – 70’i bu kesimin içindedir” (Radikal, Tarhan Erdem, 15 haziran).
Baykal geçen yıl “çarşaf açılımı” yaptığında ona hesap soranları hatırlayın. Baykal’a “çarşafı meşrulaştırıyorsunuz! Anayasa Mahkemesi’nin aldığı karara karşın sizin bu açılımız çarşafı yeniden gündeme getirdi” diye Antalya’da bozuk atan “Kemalist rahibe” kılıklı kadınlar da “yetişmiş” insanlarımız içinde sayılıyorlar! CHP’nin kemik seçmeni böyle işte.
CHP’ye oy verenlerin bir kısmı son günlerde Baykal’ı eleştiriyorlar. Ben bunları yaz sonu indiriminden güzel bir bikiniyi yarı fiyatına satın alan genç kadınlara benzetiyorum. Aynı kadın kışın börekleri fazla kaçırıp beş kilo aldığı zaman, ertesi yıl yaz başında o bikiniyi giyip aynada kendini seyrederken yatak odasından acı bir çığlık yükselir. Bikininin kenarlarından etler fırtlamış, tombul beden bikiniyi ezip geçmiştir. O anda, genç kadın, aynadaki aksinden nefret eder! Ve hemen diyete başlar.
Aynen tombul bedeninden nefret eden genç kadın gibi, CHP’ye oy verenler de Baykal’ın son marifetlerine bakıp çığlık atıyorlar. Lütfen sızlanmayın, aslında Baykal’ın şahsında cisimlenen sizlersiniz! O sadece sizin gibi “yetişmiş” insanların fikriyatını savunuyor. Bıyık altından gülerek “Bu enayiler bana oy vermeye mecbur” diyor. Eğer Baykal’dan kurtulmak isterseniz, önümüzdeki seçimde oy kullanmayın! Oy vermemek, aynen oy vermek gibi saygın bir siyasi tercihtir. Baykal’dan kurtulmanın yolu, oy perhizinden geçiyor. Korkmayın, biraz cesur olun lütfen!
Son Yorumlar